Adımlarımız Yeri Göğü Sarsıyor, İhtilalimiz Büyüyor...
 
AnasayfaKapıGaleriSSSAramaKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Dev-Yol

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
TekYolDevrim
Bitanecik Admin
Bitanecik Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 349
Kayıt tarihi : 18/04/08

MesajKonu: Dev-Yol   Çarş. Nis. 30, 2008 8:07 pm

Devrimci Yol Türkiye 12 Eylül darbesi öncesi devrimci sosyalist hareketlerindendir. İlk sayısı 1 Mayıs 1977 yılında yayınlanan Devrimci Yol Dergisi etrafında örgütlenen hareketin başlangıcı bu tarihle anılır. Döneminin en etkili ve kitlesel hareketlerinden olmasına rağmen 12 Eylül
darbesi sonrası örgütsel anlamda dağılmıştır. Günümüzde de bu hareketin
bazı temsilcileri çeşitli siyasi parti ve organizasyonlarda politik
faaliyetlerine devam etmektedir.

DEVRİMCİ YOL'UN KÖKLERİ

12 Mart Askeri darbesi sonrası 1974-1975
yıllarına kadar süren bir dağınıklık yaşayan sol hareketler öncelikle
üniversitelerde anti-faşist gruplar olarak toparlanmaya başlarlar. Bu
grupların ilk yıllardaki amaçları gelişen sağ militan hareketlere karşı
kendilerini korumak olarak şekillenmiş daha sonra ülke sorunları ve sosyalist
teorik tartışmalar da gençlik içinde tartışılan konular haline
gelmiştir. Başlarda çeşitli öğrenci dernekleri etrafında toplanan sol
gençlik 1976 yılında DGDF'nin
(Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu) kurulmasıyla daha merkezi bir
görünüm almıştır. Bu süreç içinde gençlik hareketi büyük şehirlerin
gecekondu semtlerine de yayılmaya başlamıştır. Dünya sosyalist
hareketine ilişkin yorum farklılıkları, farklı Türkiye tahlilleri ile
birlikte gençlik hareketi içinde de bir takım saflaşmalar kendini
göstermeye başlamış ve bu hareketten köklenecek bir çok devrimci
hareketin izlerini vermeye başlamıştır.
Bu dönem sonrası kurulan ve THKP-C’nin
devamı olma iddiasındaki bir çok siyasi görüşün ayrı ayrı örgütler
etrafında birleştiği dönemde sosyalist sol içindeki tartışmalarda,
geçmiş teorik yaklaşımlar ve kavramlar önemli bir yer işgal eder. Bu
tartışmaların dışında sosyalist dünyadaki Çin-Sovyet kutuplaşması çevresinde ortaya çıkan tartışmalarla Kürtsorunu ve Türk sosyalist solunun faşizm olarak tanımladığı aşırı sağ politika ve baskılara karşı mücadele konusundaki tartışmalar 1974-1980 yıllarının teorik tartışma alanını oluştururlar. Bu tartışmalar 1970 öncesi konuların devamı olarak kendini gösterirken Türkiye devriminin sosyal içeriği, işçi sınıfının öncülük rolü ve niteliği, temel güç ve Kemalizmle
ittifak gibi konuların ise önemini yitirdiği söylenebilir. Başlıca
tartışma konusu ve ayrışma nedeni olarak devrim anlayışı ve örgütlenme
biçimleri gösterilebilir.

DEVRİMCİ YOLUN PARTİ ANLAYIŞI
Devrimci Yol’un en çok tartışılan ve net olarak tanımlanamayan yönü
hareketin görünümü ile ilgilidir. Diğer sol örgütlerce örgütden ziyade kendiliğindenci bir hareket olarak tanımlanan Devrimci Yol, Sıkıyönetim Askeri Savcıları tarafından ise örgüt
olarak tanımlanmaktadır, Mahkemelerdeki Devrimci Yol sanıklarının
anlatımlarına gore ise ortada iddia etdildiği gibi bir örgüt yoktur. 12 Eylül
sonrası, taraftarlarının aynı anda, ortak bir karar varmış gibi dağlara
çıkıp, gerilla faaliyetlerine başlamaya kalkışmalarına bakılırsa büyük
ve örgütlü bir yapı vardır.

DEVRİMCİ YOLUN SAHNEYE ÇIKISI

977'nin olaylı 1 Mayıs'ı aynı zamanda Devrimci Yol Dergisi'nin kamuoyunun karşısına çıktığı gündür. Kurucusu Oğuzhan Müftüoğlu'dur. Günümüzde ABD'de Ermeni araştırmaları yapan Taner Akçam ve MÜ-YAP Başkanı olan Bülent Forta da ( GK )üyeleridir. Devrimci Yol çevresinin ideolojik-politik görüşlerinin ana hatlarıyla ortaya konulduğu Devrimci Yol Bildirgesi nisan ayı içerisinde yayınlanır. Bildirge, 12 Mart'tan çıkışta, solun ideolojik, teorik ve örgütsel tartışmaların içinde olduğu bir ortamda, Dünya, Türkiye
ve devrimin yolu konusunda Devrimci Yol'un yaklaşımlarını ortaya koyar.
Devrimci Yol Dergisi'nin yayınlanma nedenleri sıralanırken, bildirgede
ortaya konulan görüşlerin araştırılmaya, tartışılmaya ihtiyacı olduğu
da vurgulanır, Bildirge'nin bir platform olarak algılanması istenir.
Bildirge önüne parti kurma fikrini alır ve işçi sınıfının öz
örgütünün inşa edilmesininin zorunluluğundan bahseder. Ancak bunun
nasıl olması gerektiğinden çok nasıl olmaması gerektiğini açıklar ve
genel parti tanımlarıyla yetinir. Söylenen en net söylem parti için her hangi bir şablon kullanılmayacağı, partinin, somut koşulların doğru bir şekilde yapılacak analizlerinden çıkağıdır.
Önemli sayılabilecek bir vurgu da, partileşme sürecinin özel olarak
hiyerarşi oluşturma gibi algılanmaması noktasına yapılır. Bildirge'de
genel hatlarıyla ortaya konan, THKP-C değerlendirmesiyle devam eden parti tartışmaları, daha sonra, Devrimci Yol Dergilerinin sayfalarında sık sık yer alır.
Devrimci Yol Bildirgesi'nin parti yapılanması ile ilgili ortaya
koyduğu düşünceler, sol içi ideolojik tartışmaların konusu olur.
Bildirge, SBKP ve ÇKP hakkındaki yazıları ile de ideolojik kavgayı da kızıştıraracak tartışmalar açar.
"Uluslararası sosyalist hareketin merkezi bir bütünlüğü yoktur. Bugün enternasyonalizm
adına sapmalardan birinin kuyruğuna takılmak.., bu sapmalara karşı tüm
burjuva ideolojilerinin etkilerinden bağımsız proleter devrimci
hareketin mücadele bayrağını yükseltmekten geçmektedir
.



DEVRİMCİ YOLUN TEMEL GÖRÜŞLERİ

Devrimci Yol, döneminde Türkiye'ye özgü bir hareket yaratma
çabasındadır. Devrimci Yol çevresi, 1975-1980 yıllarındaki, sosyalist
hareketlerin, partilerin bir çoğunun içinde olduğu SBKP-ÇKP-AEP
kamplaşmasının dışında kalır. Türkiye'ye özgü olan bir sosyalizm ve
örgütlenme arayışları, Devrimci Yol hareketinin öne çıkmasını,
kitleselleşmesini sağlayan başlıca faktör olarak gösterilebilir. O
zamanlar Devrimci Yol’un sıkça kullandığı, ve tartışıldığı "Söz, yetki,
karar iktidar Halka", "Üreten biziz yöneten de biz olacağız", "Direniş Komiteleri",
"Halk komiteleri", "sosyalist demokrasi" gibi slogan ve kavramlar, o
yıllarda Devrimci Yol çevresi tarafından solun gündemine sokulmuştur ve
tartışılmıştır.

Devrimci Yol’un THKP-C’ye bakışı [değiştir]


Türk solunun döneminin baş aktörlerinden olan THKP/C’nin Türkiye’ye
özgü devrim fikiri üzerinden yeşerdiği ve bu fikrin baş
temsilcilerinden olduğu söylenebilir. Devrimci-Yol, THKP’yi kendisinden
önceki tutucu sol’dan ilk kopuş olarak tanımlar. 12 Mart Darbesi öncesindeki devrimci mücadele ve devrimci hareketlerin teorik kavramları, özellikle Mahir Çayan tarafından ortaya atılan THKP-C hareketine ait tezler (Birleşik Devrimci Savaş, Politikleşmiş Askeri Savaş, Öncü Savaşı, Evrim-Devrim Aşamaları, Suni Denge, Silahlı Propaganda gibi konular), en çok tartışılan konuları oluşturur. 12 Mart
sonrası tartışılan bu teoriler üzerinden iki eğilim ortaya çıkmıştır.
Bir eğilime göre darbenin başarısı, geçmiş devrimci anlayışın
yanlışlığını ortaya koymuştur. Bu düşünce etrafındakiler bir geçmiş
eleştirisi ve reddiyesi etrafında yoğunlaşırken bunun karşısında ise bu
eğilimlere tepki olarak, THKP/C hareketinin dogmatik
bir yorumuna dayanan eğilimler gelişir ve THKP/C benzeri bir pratiğe
yönelirler. Devrimci Yol bu iki eğilimden de farklı bir anlayışa
tekabül etmeye çalışır.
Devrimci Yol da THKP/C tarafından oluşturulan bir siyasi temel
üzerinde gelişmiştir ancak Devrimci Yol, THKP/C'nin temel çizgisini
reddetmemekle birlikte, başlangıçtan itibaren onun basit bir tekrarının
hedeflenmesinin de yanlış olduğunu, yer yer onu aşan değişik özellikler
geliştirilmesi gerektiğini savunmuştur.
Devrimci Yol'un THKP/C hareketi hakkındaki tutumu diğer sol
grupların ona karşı en çok yöneltilen eleştiri noktalarından biri
olmuştur. Devrimci Yol'un Mahir Çayan’ın görüşlerinin doğruluğuna
inanmadığı halde bunu açıkça ortaya koymaktan kaçındığı iddia
edilmiştir.

_________________

"Niçin hep birlikte barış ve uyum içinde yaşamayalım? Hepimiz aynı
yıldızlara
bakıyoruz, aynı gezegenin üzerindeki yol arkadaşlarıyız ve aynı gökyüzünün
altında yaşıyoruz." AUNIUS AURELİUS SIMACHUS
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
TekYolDevrim
Bitanecik Admin
Bitanecik Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 349
Kayıt tarihi : 18/04/08

MesajKonu: Geri: Dev-Yol   Çarş. Nis. 30, 2008 8:10 pm

DEVRİMCİ YOLUN TÜRKİYE TAHLİLİ

Devrimci Yol, 1970'lerdeki Türkiye siyasal yaşamının çalkantılı durumunu Türkiye'nin 1950'lerde içine girdigi ekonomik ve siyasi sistemin 1970'lere
gelindiğinde tümüyle tıkanmış durumda olmasından kaynaklanan bir sonuç
olduğunu söylemektedir. Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu iç ve dış
çeşitli etkenlerin baskısıyla çok yönlü ve derin bir bunalıma
sürüklenmesi olarak yorumlamaktadır. Bu bunalımda mevcut iktidar
odaklarının kendi iktidarlarının devamı için aşırı baskı politikalarına yöneldiğini ve devlet desteğiyle örgütlendirilen bir faşist terör dalgasının bütün ülkeyi kapladığı görüşündedir.
Devrimci Yol Türkiye’yi ekonomik, politik kültürel ve askeri açılardan emperyalizmle bağımlı olarak tarif eder. Türkiye kapitalist ekonomisinin kendi dinamikleri ile değil yukarıdan aşağıya ve dışa bağımlı bir biçimde kurulduğunu ve başından itibaren tekelci bir karaktere sahip olduğunu söyler. Türkiye’nin 1900’lu yıllardan itibaren burjuvazinin
önderliğinde bir demokratik devrim sürecinde olduğunu ancak gerçek bir
demokratik devrimin burjuvazi önderliğinde tamamlanmasının olanaklı
olmadığı bunu proletaryanın önderliğindeki bütün halkın demokratik iktidarının gerçekleştireceği fikrindedir. Toprak reformunun özellikle doğuda çözülmediğini, feodalizmin
ülkede tasviyesinin gereçekleştirilemediğini belirtir. Çözülememiş bir
başka burjuva demokratik devrim sorunu olak gördüğü mesele ise ulusal
sorundur. Devrimci Yol bu sorunun feodalizmin tasviyesi ile bağlantılı
olduğu tesbitini yapar. Ülkenin durumunu uluslararası tekellerle
bütünleşmiş yerli burjuvazi ve toprak ağalarının ortaklığında oligarşik bir diktatörlük
olarak tanımlarken bu ittifağın içindeki çelişkiler nedeni ile ekonomik
platformda bir takım anti-feodal tedbirler nedeniyle bu iki öğe
arasındaki dengenin tekelci burjuvazi lehine bozulduğunu tespit eder.
Ancak kapitalizmin temellerinin sağlam olmaması ve halen kapitalizm
öncesi sorunlarla uğraşılması, ülkede klasik bir burjuva demokrasisini
dahi kurulamadığını bunun yanında işçi hareketinin de güçlü
olmamasından kaynaklı olarak çalışan kesimin ağır bir sömürü altında
bulunduğunu iddia eder. Hakim kesimin kendi içindeki bu çelişkilerin
ülkeyi yönetmelerine imkan tanımadığı ve dışa bağımlı ekonominin
sürekli sallantıda olmasının da kendiliğinden ve gittikçe keskinleşen
bir sosyal muhalefete neden olduğunu bunun da halka karşı daha fazla
baskı ve faşizmle yanıt bulduğunu iddia eder.

İÇ SAVAŞ TEZİ

Devrimci Yol Türkiyede 2. Dünya Savaşı öncesi Avrupa’da aşağıdan yukarı gelişen faşizmin aksine yukarıdan aşağı yapılanan bir faşizmin bulunduğunu ve bunun emperyalizme bağımlı yeni sömürge devlet
yapısından kaynaklandığını söyler. Faşizme karşı mücadelenin devletin
yapısının değiştirilmesini hedefleyen bir program çerçevesi içinde bir
devrim sorunu olarak görülmesi gerektiğini ve bir açık faşizm
tehlikesinin somut olarak gündeme geldiği durumlarda temel alınması
gerekenin faşiszmle mücadele olduğunu ileri sürmüştür. 1977-1980
yılları arasında yaşanan siyasal çatışma ortamı Devrimci Yol çevresi
tarafından içsavaş olarak tanımlanmakta idi. O günlerde içsavaş tanımı
yapan başka bir siyasi hareket yoktur. Devrimci Yol Türkiye'de ilan
edilmemiş, üstü örtülü, cephelere ayrılmamış bir savaş yaşanmakda
olduğunu ve buna göre örgütlenmek gerektiğini savunuyordu. Devrimci
Yol’un bu tespiti sağ militan gruplarla mücadelede onu öne çıkaran, bu
mücadelenin odağı haline getiren faktör oldu

DİRENİŞ KOMİTELERİ

Devrimci Yol toplumda var olan militan sağ hareketlere karşı her türlü direnme eğiliminin Direniş Komiteleri
adı altında bir araya getirilmesi gerektiğini düşünmekte idi. Hareketin
önderleri Direniş Komiteleri tartışmasını solun gündemine getirdi. Bu
öneri özellikle THKP-C kökenli gruplar arasında yoğun tartışmalara
neden oluyor ve Devrimci Yol, THKP-C ve Mahir Çayan
reddetmekle suçlanıyordu. Devrimci Yol'a göre Direniş Komiteleri
ihtiyaçtan doğmuştu ve halkta var olan ve aslında kendiliğinden gelişen
direnme eğilimlerinin bir çatı altında toplanması, aynı politik hatta
duruşlarının sağlanması bir zorunluluktu. O dönemde Türkiye'de günlük
yaşamda can güvenliği en elzem sorunlarından biri haline gelmişti.
Siyasal nedenlerle günde 5-10 insan hayatını yitiriyor, şehirler,
mahalleler, sokaklar, okullar, işyerleri saflaşmanın içine giriyordu.
İdeolojik saflaşma sürecini yaşayan toplum, hızla fiziki bir saflaşmaya
gidiyordu. Ev ev, sokak sokak yaşanan ayrışmada bireyler bir tercih
yapmak zorunda kalıyordu. Devrimci Yol çevresinin ortaya attığı Direniş
Komiteleri bir bakıma kendileri adına, bu kaosun
önüne geçebilmenin çabasıydı. Kimin ne yapacağı, ne zaman yapacağının
bilinmediği bir siyasal çatışma yerine, anti-faşist mücadele olarak
adlandırdıkları mücadelede derli toplu bir hat oluşturmayı zorunluluk
olarak görüyorlardı.
"Faşist güçlerin, halk yığınlarını yıldırmaya yönelik
saldırıları, geniş halk yığınları arasında bir savunma ihtiyacının
doğmasına neden olmakta; çatışmanın genişleyip yaygınlaşması,
anti-faşist bir dayanışma eğiliminin doğmasına ve gelişmesine neden
olmaktadır. Direniş komiteleri bu eğilimin devrimci bir doğrultuya
kanalize edilmesi, bağımsız bir devrimci hareketin, halk iktidarını
hedefleyecek şekilde ve tüm anti-faşist halk güçlerinin birleşik
devrimci savaşının örgütlendirilmesi doğrultusunda kavranılmasının bir
gereği olarak ortaya çıkmıştır
." [2]

Faşizme karşı mücadeleyi devrim sorunu olarak gören Devrimci Yol
Önderleri Devrimci Yol dergilerinde sık sık çıkan yazılarla sayıları
hızla artan Direniş Komitelerini kontrol etmeye ve bir politik zemine
çekmeye çalışıyorlar ve sivil faşist olarak tanımladıkları ülkücü
gruplarla çatışmanın yaşanmadığı ya da yaşanarak başarı elde edildiği
alanlarda da, komitelerin kurulması, kurulmuş komitelerin devam
ettirilmesini öneriyordu. Devrimci Yol'a göre bu mücadelede yakalanan
güç devrimci bir yola kanalize edilmezse, elden kaçabilirdi. Bu yüzden
Direniş Komitelerini yalnızca sivil faşist güçlere karşı kavga zemini
olarak düşünmek yanlıştı. Devrimci Yol bu komiteleri ayrıca halka
sosyalizmi yaşatabilecekleri ve onları alıştırabilecekleri bir alan
olarak görüyordu. Direniş Komiteleri, kurulması amaçlanan sosyalizmin
iktidar organlarının nüveleri olarak görülüyordu.

DEVRİM YOLUN ÇİN-SOVYET KUTUPLAŞMASINA YORUMU

Devrim anlayışı üzerine olan farklılıklar 1960’ların sonlarına doğru, daha çok Sovyet ve Çin devrimlerinin
biçimlenişleri (sovyetik ayaklanma ve halk savaşı modelleri) arasındaki
bir tercih olarak ortaya koyuluyordu. 12 Mart sonrası ise Çin ve Sovyet
modellerinden farklı olan ve Türkiye’ye özgü olan devrim kavramı
gelişmeye başladı 12 mart sonrası dönemdeki başlıca eğilimler darbe
öncesi teorik ve pratikleri redderek uluslararası aktörlerden (SSCB
veya Çin) birini takip etmek veya THKP/C hareketinin eleştirisiz bir
devamı olmak olarak ortaya çıktı. Devrimci Yol Türk solu açısından bu
kamplaşmayı ve özellikle bu fikirleri savunan grupların uzlaşmacı
olmayan tutumlarını son derece olumsuz ve yıkıcı olgular olarak
tanımlayan fikirlerin temsilcilerindendi. Sovyetler Birliği'nde bir
geriye dönüş süreci yaşandığını ve ülke içinde sosyalizmin
uygulanmadığını ve dış politika alanında da proletarya enternasyonalizmine uygun bir siyaset yürütülmediği tespitini yaparken Çin'de de SSCB'de olduğu gibi milliyetçi-revizyonist
bir sapmanın egemen olduğunu iddia etmektedir. Ve bu iki sapmadan
birinin peşine takılmanın proletarya enternasyonalizmi adına yanlış
olduğunu, yapılması gerekenin bir yandan uluslararası plandaki bu
sapmalara karşı mücadele edilirken asıl olarak Türkiye’de devrim için
gerekli görevlerinin yerine getirilmesini savunmuştu. Devrimci Yol, bir
yandan SSCB politikalarını anti-Marksist ve sosyal emperyalizm olarak tanımlayıp karşı çıkarken diğer yandan da karşı uçta yer alan Çin’i de revizyonist ve ekonomist -dogmatik olarak yorumlamıştı.
Devrimci Yol için SSCB ise bir Revizyonist Diktatörlüktü. Komünist Parti
yöneticilerinin yönetim tekeline dayalı ve kitlelerin yönetimde bir söz
hakkına sahip olamadığı bir sosyalizm anlayışı yerine kitlelerin
doğrudan yönetim aygıtlarına katıldığı yaklaşımı benimsedi. Bu görüşler
ileride kendi örgütlerinin kuruluş ve örgütlenme pratiklerine de
yansıttı

FATSA YEREL YÖNETİMİ

Devrimci Yol'un Ordu'nun Fatsa ilçesinde giriştiği Yerel Yönetim deneyi örgütün yönetim anlayışına örnek gösterilir. Fatsa'da terzi Fikri Sönmez
bağımsız aday olarak belediye başkanı seçilir. Bu ilçedeki faaliyetler
tüm Türkiye'de ilgi ile izlenir. İlçe nokta operasyonu adı verilen
askeri bir harekata maruz kalır. Fikri Sönmez ve birçok insan
tutuklanır belediye yönetimi dağıtılır.

12 EYLÜL ÖNCESİ

Devrimci Yol 1980'in
ilk aylarında bir askeri darbenin gündemde olduğunu ve diğer gruplarla
ortak bir siyaset geliştirmeyi, ortak eylemlerinin genişletilmesini ve
buna benzer bazı önlemleri içeren bir politika benimsedi. Bu politika
diğer gruplara da götürülerek tartışıldı. Ancak diğer gruplarla
sürdürülen bu girişimler ilke tartışmaları ve polemikleri içinde
yaşanan diğer olumsuzluklarla birlikte sonuçsuz kaldı. 12 Eylül'den önceki olaylara bakıldığında Fatsa, Çorum, Tariş olaylarının
yanında Türkiye solunun çok yoğun bir şekilde iç mücadelelerle,
çatışmalarla meşgul olduğu görülecektir. Devrimci Yol bu dönem içinde
bir askeri darbenin gündeme geldiğini ekonomik temellere dayandırarak
açıklamıştı. Demokratik ülkelerde uygulanamayacak kadar sert IMF politikalarını uygulamak isteyen egemenlerin böyle bir darbeye ihtiyaç duymaya başladığını yazıyordu
"Bu alınan tedbirler ise (...) ordunun devreye sokulması yoluyla,
daha ileriki bir aşamada ordunun aracılık edeceği açık faşist bir
rejime geçiş sağlamaktan başka bir anlama gelmez."


"...Bu gelişmelerin en son geldiği yer sivil sıkıyönetim uygulamalarıdır. Bugün (bir yanda) polis tarafından her türlü işkence uygulamaları faşist
katliamları takviye edecek şekilde sürdürülürken sözde anarşiyi önleme
uğruna giderek artan biçimde ordu devreye sokulmaktadır. Bu
gelişmelerin Latin Amerika
ülkelerinde sıkça rastlanan türden sol görünümlü bir hükümet
aracılığıyla yürütülen baskıcı bir yönetim doğrultusundaki bir gelişme
sayılması gerektiği söylenebilir ki, bu tür yönetimleri çoğunlukla açık
faşist bir yönetimin izlemesi kaçınılmaz bir şeydir.



_________________

"Niçin hep birlikte barış ve uyum içinde yaşamayalım? Hepimiz aynı
yıldızlara
bakıyoruz, aynı gezegenin üzerindeki yol arkadaşlarıyız ve aynı gökyüzünün
altında yaşıyoruz." AUNIUS AURELİUS SIMACHUS
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
TekYolDevrim
Bitanecik Admin
Bitanecik Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 349
Kayıt tarihi : 18/04/08

MesajKonu: Geri: Dev-Yol   Çarş. Nis. 30, 2008 8:10 pm

12 EYLÜL SONRASI FALİYETLER

Devrimci Yol'a karşı diğer sol örgütler tarafından yöneltilen
eleştirilerin en yaygın olanı en kitlesel örgüt olmasına rağmen 12
Eylül askeri müdehalesine karşı etkili bir direniş oluşturamamış
olmasında odaklanır. Devrimci Yol temsilcileri tarafından bu eleştiri
kabul edilmekle birlikte bu durumun diğer örgütler içinde geçerli
olduğunu söylerler. 12 Eylül darbesinin bir direniş eksikliği sorunu
olarak değerlendirmenin yetersiz olduğunu ve 12 Eylül sonrası bir
direniş mücadelesinin yürütülmesinin herkesin sorumluluğunda olduğunu
iddia eder. 12 Eylül askeri darbesinden sonra başlayan operasyonlar
sonucunda Devrimci Yol çevresi bitme noktasına geldi. Devrimci Yol'un
lider kadroları, çok sayıda üyesi ve sempatizanı yakalanıp tutuklandı.
12 Eylül'den sonraki ilk aylar ilişkilerini tutmayı başaran ve mahalle
çalışmaları ve korsan gösterilerini sürdüren Devrimci Yol aynı zamanda
12 Eylül Darbesi'ne karşı özellikle Karadeniz, Ege ve Güney Anadolu'nun
kırsal alanında direniş örgütlemeye çalıştı.
Lider kadroların yakalanması, kırsal alanda yenilen darbelerle hareket hızla dağıldı. 1982 yılında yurtdışında Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephesi kuruldu ve politikalarını kırsal kesimde gerilla faaliyeti ile hayata geçirmeye çalıştı.
Devrimci Yol, 12 Eylül sonrası iki ayrı iç yazı yayınladı. İlk yazı, Kasım 1980, ikincisi ise Ocak 1981
tarihinde yayınlanmıştı. Bu iki yazıdan sonra harekete 1982’ye kadar
uzanan uzun bir sessizlik dönemi hakim oldu. İlk yazıda, 12 Eylül
rejiminin, uluslararası boyutları, ekonomik ve politik nedenleri
işleniyor ve direniş çağrısı yapılıyor, solun birlik ihtiyacına işaret
ediliyordu.
«Cuntaya karşı birleşik devrimci direniş cephesinin oluşturulması kesinlikle gerekli hale gelmiştir.»
deniliyor, 12 Eylül rejiminin gücü ve kendi mevcut güçleri gözardı
delircesine sanki bir inatlaşmanın içine giriliyor, ciddi bir iddia
ortaya atılıyordu ve darbecilerin mutlaka yenileceği iddia ediliyordu.
«Cunta mutlaka yenilecektir. Çünkü uzun vadede başarıya ulaşma
şansları ve uygulamaya koydukları politikaların başarıya
ulaşabilmesinin koşulları hemen hemen hiç yok gibidir.»

Ancak zaman içinde 12 Eylül yönetiminin tüm sol hareketler üzerindeki yıkıcı etkisiyle iddialı sözler yerini suskunluğa bırakdı.
İkinci yazının ise daha çok örgüt içi sorunlara ve içine girilen
dönem içindeki tartışmaları konu aldığı söylenebilir. Direniş
Komitelerinin daraltılması isteniyordu. Bu yazı daha gerçekçi bir
biçimde yazılmıştı ve kırsal kesimde başlatılan mücadeleye ağırlıklı
bir şekilde yer veriyordu. Kırsal kesimde başlatılan mücadelenin bir
şans olduğu vurgulanıyordu. Devrimci Yol'un bütün bu girişimleri
sonuçsuz kaldı. Yeni dönem içinde yaşadıkları tartışmalar ve gerillanın
başarısızlığı ile her şeyin bitmesi noktasına gelindi.

DEVRİMCİ YOL DAVALARI



12 Eylül darbesi sonrası Sıkıyönetim Askeri Mahkemeleri'nce
açılan siyasi davalarda onbinlerce insan yargılandı. Hukukdışı olduğu
iddia edilen bu mahkemelerde bir çok idam ve müebbed hapis cezası
verildi.
Türkiye'nin birçok ilinde ve bazı ilçesinde Devrimci Yol davaları açıldı. Karadeniz, Akdeniz, Ege, İç Anadolu ve Marmara'da
yoğun yargılanmalar yaşandı. Askeri Mahkemelerce kimi dosyalar
birleştirildiği için net bir sayı ortaya koymak zordur. Türkiye'nin
tamamında kırk civarında Devrimci Yol davasının açıldığı söylenebilir. Ankara Merkez Devrimci Yol davasının sanık sayısı 1000 civarındaydı. sanık sayısı Artvin'de 898 ve Fatsa'da 900'dü. Bu rakamlar Devrimci Yol'un darbe öncesindeki kitleselliği hakkında fikir verebilir.
36 davada 251'i kadın olmak üzere toplam 4403 sanık yargılanır.

_________________

"Niçin hep birlikte barış ve uyum içinde yaşamayalım? Hepimiz aynı
yıldızlara
bakıyoruz, aynı gezegenin üzerindeki yol arkadaşlarıyız ve aynı gökyüzünün
altında yaşıyoruz." AUNIUS AURELİUS SIMACHUS
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Devrmici_Deniz
Moderatör
Moderatör
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 426
Yaş : 23
Nerden : Tam Bağımsız Türkiye'den
Meslek : Devrimci Öğrenci
Kayıt tarihi : 20/04/08

MesajKonu: Geri: Dev-Yol   Perş. Haz. 12, 2008 2:35 pm

Paylaşım için teşekkürler...

_________________
Düşünüyorum, öyleyse beni de vurun!..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Dev-Yol
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Siyaset :: Devrimci Örgütler-
Buraya geçin: