Adımlarımız Yeri Göğü Sarsıyor, İhtilalimiz Büyüyor...
 
AnasayfaKapıGaleriSSSAramaKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
sln13
Admin
Admin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 292
Nerden : devrimcilerin yanından
Kayıt tarihi : 18/04/08

MesajKonu: Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu   Cuma Nis. 18, 2008 1:03 am

THKO İLE BİLDİKLERİMİZİ BU BÖLÜMDE PAYLAŞALIM...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://soldevrim.yetkin-forum.com
TekYolDevrim
Bitanecik Admin
Bitanecik Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 349
Kayıt tarihi : 18/04/08

MesajKonu: Geri: Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu   Cuma Nis. 18, 2008 9:24 pm

THKO

Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu ya da THKO, Türkiye'de emperyalizm ve oligarşi'ye
mücadele veren ilk siyasî örgüttür. “Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye” için kırsal alanları ve şiddet politikasını milli demokratik devrim politikası bağlamında temel alan bir mücadele yürüten örgüt, Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından terörist olarak tanımlanmaktadır. THKO, 1960’ların ikinci yarısında gelişen sosyalist gençliğin emekçi kitlelerin verdiği mücadeleye de katılan önemli ve tanınmış önderlerinden Hüseyin İnan, Yusuf Aslan, Sinan Cemgil, Alpaslan Özdoğan, Deniz Gezmiş ve Cihan Alptekin tarafından kuruldu. Örgüt, kuruluşunu gerçekleştirdiği bir dizi eylemden sonra 4 Mart 1971 tarihinde yayınladığı bir bildiri ile kamuoyuna duyurdu.

İlk silahlı eylemini 29 Aralık 1970 tarihinde gerçekleştiren Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu, bütün bir 12 Mart yarı-askeri dönem boyunca varlığını sürdürdü. Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C) ile birlikte sözkonusu döneme damgasını vurdu. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarını önlemek için gerçekleştirdikleri ortak eylemin sonucu olarak THKP-C’den 8, THKO’dan 2 militanın Kızıldere’de öldürülmeleri, Silahlı Devrim Cephesi kavramının yerleşmesini ve siper kardeşliği-yoldaşlığı kavramının ortaya çıkmasını sağladı.

THKO, Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan’ın Nurhak; Cihan Alptekin ve Ömer Ayna’nın Kızıldere’de öldürülmeleri; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilmelerinden sonra dağıldı.

THKO davasından yargılanıp mahkum olan kadroların 1974 affıyla hapisten çıktıktan sonra dışardakilerle birleşerek oluşturduğu Geçici Merkez Komite, hızla örgüt çizgisinden uzaklaşırken, komite üyeleri kendi aralarında da bir farklılaşma sürecine girdiler. Bir grup Çin Komünist Partisi-Arnavutluk Emek Partisi (sonrasında yalnızca AEP) yanlısı politikalar geliştirerek Türkiye Devrimci Komünist Partisi'ne; diğer bir grup ise SBKP eğilimli politikalarla Türkiye Komünist Emek Partisi'ne gidecek örgütlenmeler kurarken; örgüt çizgisine bağlı kalanlar, Türkiye Devriminin Yolu adı altında birbirinden bağımsız grupçuklar oluşturmaktan öteye gidemediler.


THKO'NUN ORTAYA ÇIKTIĞI KOŞULLAR

Büyük şehirlerdeki yükseköğretim gençliği başta olmak üzere kimi aydın çevreleri ile İsmet İnönü yönetimindeki Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Demokrat Parti iktidarına karşı verdikleri açık savaşım ortamında, Ordu içindeki Kemalist-olma-savlı subayların “Cunta”sı, 27 Mayıs 1960 tarihinde yönetime el koyar. Emir-komuta zinciri dışında gerçekleştirilen ve kimilerince “ihtilâl” kimilerince de “darbe” olarak tanımlanan bu Ordu müdahalesi sonucu girilen süreç, Türkiye tarihinin en “demokratik” anayasasını ortaya çıkartır. 1961 Anayasası ve onun güvencesi altındaki kurumsal yapı, daha önce bulunmayan haklarla tanımlanan yeni bir dönemi başlatır. Türkiye’nin sorunları ve bu sorunlara getirilen çözümlerin tartışılmasına kısmen olanak tanıyan bir ortamda Doğan Avcıoğlu önderliğindeki Yön hareketinin ortaya çıkışı (1961), Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) kuruluşu (1961), CHP’de “Ortanın Solu”na yöneliş (1965) ve Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) kuruluşu (1967), Marksist klâsiklerin Türkçeye çevrilmesiyle harmanlanır.

Güney Kore’deki anti-emperyalist gençlik hareketiyle benzer devinimlere sahip Türkiye’deki yükseköğretim gençliği varlığını sürdürürken anti-emperyalizmi sosyalist düşünceler temelinde ele almaya çalışan yeni bir öğrenci kuşağı da uç verir.

1965’te kurulan Adalet Partisi (AP) hükümeti, dış ilişkilerinde ABD ve Ortak Pazar yanlısı bir politika izlerken içte hak arama savaşımlarına tahammülsüz ve 1961 Anayasası karşıtı bir zeminde hareket eder.

Yükseköğretim gençliğinin “özgür üniversite” kavgası ile bununla zamandaş olarak yükselen başta işçi sınıfı ve köylülük olmak üzere emekçi sınıfların savaşımlarına Adalet Partisi Hükümetinin polis şiddeti ile verdiği karşılık, tarikatçı yükseliş ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) tarafından kurulan “komando kampları”, radikal sağ ile polis gücü arasındaki işbirliği, siyasal saflaşmaları derinleştirir.

Yükselen anti-emperyalist ve demokratik savaşım içindeki genç devrimciler, Marx, Engels, Lenin, Stalin ve Mao ile başlayan tanışıklıklarına Vietnam Devrimi, Filistin Kurtuluş Savaşı ve başta Küba devrimi olmak üzere Latin Amerika devrimci deneyimlerini eklerler.

Soğuk Savaş dönemi olarak tanımlanan iki-kutuplu dünyanın (ABD-SSCB) ilişki ve çelişkileri, sonradan Avrupa Birliği’ne dönüşecek olan Ortak Pazar’ın yükselişi, SSCB’nin Brejnev’in “sınırlı egemenlik doktrini” bağlamında Çekoslovakya’yı işgali, SBKP-ÇKP ayrışması ve Çin Halk Cumhuriyeti’ndeki Büyük Proleter Kültür Devrimi, dönemin devrimci kadrolarını derinden etkiler.

Döneme karakterini veren slogan ise “Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye” olacaktır.

THKO'NUN KÖKENİ


Örgütün kökeninde, birbiriyle bağlantılı ve/ama görece bağımsız gelişen iki odak olduğu söylenebilir.

Birinci odak, Ankara’da Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ndeki “Toplumcu Grup”tan çıkar. Sinan Cemgil, Mustafa Taylan Özgür, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan gibi daha sonra THKO’yu kuracak olanlar, Münir Ramazan Aktolga, Yusuf Küpeli ve Rasih Ulaş Bardakçı gibi THKP-C’yi kuracak olanlarla birlikte bir yandan yüksek öğrenim gençliğinin akademik-demokratik hakları için savaşım verirlerken diğer yandan da gelişen halk hareketleriyle birleşme ve dayanışma çabası içinde olurlar. Yükseköğretim kurumlarında Sosyalist Fikir Kulüplerinin kuruluşlarına katılıp bu kulüplere önderlik ederler. Söz konusu kadrolar, gençliğin anti-emperyalist savaşımına bilinçli eylem önderleri olarak katılır ve kitlenin eylem içinde bilinçlenmesine özen gösterirler. Grubun sonraki gelişimi diğer gruplardan farklı olur. Bu odak, sol içi tartışmalara çok fazla girmez. Sosyalist Devrim-Millî Demokratik Devrim saflaşmasında Türkiye devriminin önündeki devrimci adımın kesintisiz ve aşamalı devrim anlamında Millî Demokratik Devrim olduğunu savunsalar da “Türk Solu” ve “Aydınlık” akımından ve bu akım içindeki tartışmalardan uzak dururlar. Hüseyin İnan’ın önderliğinde kendi yollarını açmak için sıkı bir çalışma içine girerler. Türkiye’nin hemen hemen her yerinde her çevreden kimi sosyalist öncüleri biraraya getirirler. Grup, öngördüğü devrim stratejisine istinaden “Dağcılar” olarak anılmaya başlar.

İkinci odak, İstanbul’da Devrimci Hukuklular Örgütü (DHÖ) ve Devrimci Öğrenci Birliği’nde (DÖB) örgütlenen ve anti-emperyalizm ortak zemininde biraraya gelen yükseköğretim gençlik öncülerinin Deniz Gezmiş ve Cihan Alptekin önderliğindeki kanadıdır. DÖB içindeki Mustafa İlker Gürkan tarafından temsil edilen Türkiye Millî Gençlik Teşkilâtı (TMGT) kökenlilerle TİP kökenliler arasındaki ilişkiler bir süre sonra gevşeyecek ve herkes kendi yoluna gidecektir. Deniz Gezmiş ve Cihan Alptekin, bu süreçte Ömer Ayna, Avni Gökoğlu, Yavuz Yıldırımtürk, Zerruh Vakıfahmetoğlu gibi Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO) çevresinden gençlerle birleşecektir. Mustafa Zülkadiroğlu, bu konuda, şunları demektedir:

"Deniz'den bizim kopuşumuz 1969 yılına dayanır. 1969 Haziran üniversite işgalleri sırasında, DÖB kadrosuna danışmadan, DÖB hareketi adına bizim dışımızda işler yapmaya, Diyarbakır Yurdu ve DDKO çevresinden bazı kişilerle hareket etmeye başlamıştı. Onlar, herhangi bir çatışmada bizim yanımızda olan kişiler değildi. Biz, bu nedenle, “Bizim dışımızda ne yapıyorsun? Ne olduğunu bilelim” diyerek Deniz'in yaptığı bu emrivakiye karşı çıktık. Bunun üzerine Deniz ile aramıza bir sürtüşme girdi." – Deniz (Bir İsyancının İzleri), Turhan Feyizoğlu, 16. Baskı, Su Yayınları, Sayfa 174.

_________________

"Niçin hep birlikte barış ve uyum içinde yaşamayalım? Hepimiz aynı
yıldızlara
bakıyoruz, aynı gezegenin üzerindeki yol arkadaşlarıyız ve aynı gökyüzünün
altında yaşıyoruz." AUNIUS AURELİUS SIMACHUS
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
TekYolDevrim
Bitanecik Admin
Bitanecik Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 349
Kayıt tarihi : 18/04/08

MesajKonu: Geri: Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu   Cuma Nis. 18, 2008 9:28 pm

THKO'NUN KURULUŞU

Vietnam Kasabı olarak ünlenen Robert W. Komer’in Amerika Birleşik Devletleri Türkiye büyükelçisi olarak atanması büyük bir tepki doğurur. İstanbul, İzmir ve Ankara başta olmak üzere bütün Türkiye’de yaygın protesto gösterileri düzenlenir. Komer’in arabasının Sinan Cemgil, Hüseyin İnan, Mustafa Taylan Özgür, Yusuf Aslan, Seçkin İnceefe, Halil Çelimli, Tuncay Çelen, Sabit Big gibi ODTÜ’lü sosyalistler tarafından yakılmasıyla (6 Ocak 1969) doruğa ulaşan tepki, sürdürülen savaşımda bir dönüm noktası sayılabilir. Eylemin içinde yer alan Mustafa Taylan Özgür’ün, Komer olayından sonra İstanbul Üniversitesi Öğrenci Birliği’nin Beyazıt'taki kongresi sırasında arkadan kurşunlanarak (ve sonrasında polis karakolunda dövülerek) öldürülmesinden (23 Eylül 1969) sonra ise yeni dönemin karakterini Sinan Cemgil, “Taylan, Kommer'in arabasını yakarak devrim için ilk kıvılcımı atmıştı. Bu kıvılcım devam ettirilecektir." diye açıklayacaktır.

Birbiriyle bağlantılı ama görece bağımsız Ankara ve İstanbul odaklı iki grubun birleşmesinde ve tek odaktan harekete geçmelerinde Ankara kökenli grubun önemli kesiminin Filistin dönüşü Diyarbakır’da yakalanması (Şubat 1970) doğrudan etkili olmuştur. Bu dönemde Deniz Gezmiş, grubuyla birlikte “Dağcılar”la birleşir.

“Halk savaşı” hazırlığı içine giren “Dağcılar”, kırsal alanlardaki çalışmalarını yoğunlaştırırlar. ODTÜ yurtları, “Dağcılar”ın harekât üssü haline gelir. Gizli çalışma üzerinde yoğunlaşan “Dağcılar”, yasal örgütlenmelerde yönetsel görevler üstlenmemeye özen göstermekle birlikte, başta Türkiye Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu (TDGF ya da yaygın adıyla Dev-Genç) olmak üzere kitle örgütlenmeleri içindeki gelişmelere müdahale etmeyi sürdürürler.

İlginç bir gelişme de “Dağcılar”dan Sinan Cemgil ve Deniz Gezmiş’in Yusuf Küpeli, Münir Ramazan Aktolga, Aydın Karagözoğlu, Sema Karagözoğlu, Bingöl Erdumlu ve Mustafa Kemal Çamkıran gibi farklı çevrelerde yer alan kişilerle birlikte Gizli Komünist Partisi kurdukları gerekçesiyle Ankara İkinci Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanmalarıdır.

Bu, dönemin bir özelliği olarak siyasal alanda farklılaşma sürecinde olsalar bile savaşım içinde gelişen dostluk ve yoldaşlık anlayışının sürdüğünün ve yeni biçimlenen çevrelerin savaşımı sürdürebilmek için gerekli dayanışmayı göstermelerinin bir örneği olarak görülebilir.

Henüz belirlenmiş bir örgüt adına sahip olmayan “Dağcılar”, gerilla savaşı için en uygun yerin Malatya olduğuna karar verirler. Teslim Töre ve Mustafa Yalçıner, malzeme yüklü bir arabayla Kasım 1970’te Malatya’ya giderler...

23 Aralık 1970 Çarşamba günü, Ankara Hukuk Fakültesi önünde vurulan devrimci öğrencilerden İlker Mansuroğlu’nun 28 Aralık 1970 Pazartesi günü akşamı tedavi edildiği hastanede ölümü üzerine Dağcılar, tepkilerini dile getirmek amacıyla yapacakları eylem için Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçiliğini seçerler. “Dağcılar”, 29 Aralık 1970 Salı günü ABD Büyükelçiliği önündeki polis noktasının kurşunlanmasıyla başlayan eylemler dizisinin ardından 04 Mart 1971 Perşembe günü yayınlanan bir bildiri ile Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nun (THKO) varlığını duyururlar.


1974 SONRASI THKO


Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu, bilinçli eylemler örgütleyen ve bu eylemlere önderlik eden devrimcilerin ideolojik-politik ayrışması sonucu ortaya çıkmış bir devrimciler örgütüydü. Yazılı program ve tüzüğe sahip değildi ama diğer grup ve çevrelerden kendisini ayıran açık bir siyasal program ve örgüt anlayışına sahipti. Bu siyasal program bilinçli eylem içinde geliştirilmiş ve örgütü oluşturanlarca yazılı bir belgeye dayanmaksızın benimsenmişti. Bir millî demokrat devrimci örgüt olarak THKO’nun varoluş gerekçeleri, 4 mart 1971’de yayınlanan “Dünya ve Türkiye Halklarına” başlıklı bildiridir. Örgüte yön veren sosyalist düşünce ise Hüseyin İnan tarafından cezaevi koşullarında Mart 1972’de yazılan “Türkiye Devriminin Yolu” (TDY) adlı çalışmada kayıt altına alınmıştır.

Her yenilgi sonrasında olduğu gibi THKO’nun sürdürdüğü savaşımın yenilgisinden sonra da “özeleştiri” çalışmaları başlatılmıştır. Örgütün eleştirisinin ana hatları TDY’de yapılmış olmasına karşın, önder kadroların ölümünden sonra yeni bir özeleştiri dalgası yükselmiştir. Bu yeni özeleştiri dalgası, iki kanaldan ve her ikisi de örgütün siyasî temellerine ilişkin olarak geliştirilmiştir.

THKO'nun cezaevi dışında bulunan Teslim Töre yönetimindeki kadroları tarafından kaleme alınan "Mücadelede Birlik” (1974) adlı broşürde Türkiye’nin önündeki devrimci aşamanın Millî Demokratik Devrim olduğu kabul ediliyor ama devrimci savaşımın temel alanının kırsal alanlar olduğu anlayışı terkediliyor, yerine temel alanın kentlere geçiş için bir sıçrama alanı olması ve işçi sınıfının esas alınması gerektiği anlayışı ikâme ediliyordu. Ordu örgütlenmesi değil de partiye yönelinmesi gerektiği bir başka farklılaşmaydı. Kürdistan, ilhak edilmiş bir ülke olarak ele alınıyor ve bu temelde de Kemalizme ilişkin yaklaşım terkediliyordu. Teslim Töre, Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi’nde yer alan yazısında Mücadelede Birlik broşürünün “programatik manifesto oluşturmaya yetme”diğini söyleyecektir.

THKO’nun cezaevinde kalan ve çoğunluğunu ODTÜ kökenlilerin oluşturduğu Mustafa Yalçıner önderliğindeki kadrolar ise “Geçmişin Eleştirisi” (1974) adlı çalışmalarında (Kürdistan’a ilişkin tez dışında) Mücadelede Birlik’ten çok da farklı olmayan açılımlar yapacaklardı.

1974 yılındaki kısmî af çerçevesinde cezaevinden çıkan kadrolarla dışarıdaki kadrolar, yaptıkları bir dizi görüşme sonucunda Örgüt’ün merkezî yapısının yeniden kurulması için 1975 başlarında 9 kişiden oluşan Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu - Geçici Merkez Komitesi’ni (THKO-GMK) kurdular. THKO-GMK’nin görevi, örgütlenmek, program ve tüzük hazırlamak ve ideolojik-kuramsal görüş oluşturmaktı. THKO-GMK, bu çerçevede Türkçe-Kürtçe bir merkez organ (Yoldaş-Heval) yayınlamaya başladı.

İki farklı özeleştiri süreci ve farklı kanallardan beslenmenin ne tür ideolojik-kuramsal farklılıklar doğurduğu Yoldaş-Heval’in 2. sayısının hazırlığı sırasında ortaya çıkacaktı. THKO-GMK üyelerinin çoğunluğunun Çin Komünist Partisi-Arnavutluk Emek Partisi zemininde yer aldığı ve yeni sayının kapağına “Sovyet Sosyal Emperyalizmi” görüşünü yazma kararı aldıkları öğrenildiğinde Sovyetler Birliği Komünist Partisi eğilimli Mücadelede Birlik kökenliler bu duruma karşı çıktılar. Bir dizi görüşmenin sonucu olarak ideolojik ayrılığın giderilemeyeceğinin anlaşılması üzerine 1976 yılı başlarında taraflar, biribirlerine karşı şiddet kullanmayacaklarını bir protokolle bağlayarak ayrıldılar. 1976, aynı zamanda, başından beri GMK sürecinden rahatsızlık duyan ve Hüseyin İnan’ın Türkiye Devriminin Yolu broşüründe ifade ettiği görüşleri savunanların da kendi yollarını açmak için ayrıldıkları tarihtir. Bu süreçte ayrılan bir başka grup ise Beş Parçacılar olarak adlandırılan gruptur.

Eleştirilere karşın THKO adını soneksiz kullanmakta ısrarlı davranan “Yoldaş” grubu, Ekim 1978'de topladığı Konferansla adını Türkiye Devrimci Komünist Partisi – İnşa Örgütü (TDKP-İÖ) olarak değiştirdi. 2 Şubat 1980’de gerçekleştirdikleri Kongre ile de Türkiye Devrimci Komünist Partisi’ni (TDKP) kurdu. Grup, 12 Eylül Askeri Müdahalesinden önceki dönemde, THKP-C kökenli Devrimci Yol’dan sonra en geniş kitle temeline sahip ikinci hareket olarak kabul edilmiştir.

Mücadelede Birlik grubu ise Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu – Mücadelede Birlik (THKO-MB) adı altında savaşımlarını sürdürdüler. Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) ile yapılan birlik görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra yoluna yalnız devam eden Grup, Nisan 1980'de gerçekleştirdiği bir kongreyle Türkiye Komünist Emek Partisi adı altında partileşti.

Hüseyin İnan’ın Türkiye Devriminin Yolu broşüründe ifade ettiği görüşleri savunanlar ise Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu – Türkiye Devriminin Yolu (THKO-TDY) adı altında savaşımlarını sürdürdüler, ancak merkezî bir örgütlenme oluşturamadılar. Birbirinden bağımsız gruplar, yerel düzeyde etkili olabildilerse de, içlerinden hiçbiri ülke düzeyinde etkili bir siyasal grup oluşturma becerisi gösteremediler.

_________________

"Niçin hep birlikte barış ve uyum içinde yaşamayalım? Hepimiz aynı
yıldızlara
bakıyoruz, aynı gezegenin üzerindeki yol arkadaşlarıyız ve aynı gökyüzünün
altında yaşıyoruz." AUNIUS AURELİUS SIMACHUS
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
-DEVRİMCİ-
Moderatör
Moderatör
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 541
Nerden : Denizlerin Yolundan..
Kayıt tarihi : 20/04/08

MesajKonu: Geri: Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu   Paz Nis. 20, 2008 9:56 pm

bizimle paylaştığın için çok teşekkür ederim
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ruzgar-
Yardımcı Admin
Yardımcı Admin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 359
Kayıt tarihi : 22/04/08

MesajKonu: Geri: Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu   Salı Nis. 22, 2008 5:21 pm

Nurhak:
Bir Kır Gerilla Deneyimi









31 Mayıs 1971 günü Maraş'ın Nurhak
bölgesinde İnekli Köyü yakınında Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO)
gerillalarının pusuya düşürülmesinden bu yana 22 yıl geçti. Bugün THKO adlı bir
örgüt fiilen mevcut değildir. 1974'lerde "sosyal-emperyalizm" teorilerine
yönelen bir kısım THKO üyelerinin "parti" konusundaki "eksikliklerini" gidermek
amacıyla TDKP'yi oluşturmaya yönelmeleri THKO'nun fiziki ve politik olarak
sonunu oluşturan bir adım olmuştur. Kendilerini THKO-Mücadelede Birlik olarak
tanımlayan kesimin "mucize adam"ının aynı amaçla TKEP'i oluşturmaya yönelmesi
THKO adının THKO-TDY dışında tümüyle politik plandan çıkmasına neden olan son
adımdır. Böylece THKO, Türkiye Devrimi'nde Deniz Gezmiş, Sinan Cemgil, Yusuf
Aslan, Kadir Manga, Alpaslan Özdağan ve Hüseyin İnan'la devrimci bir politik
örgüt olarak yerini almıştır.
THKO, kısa süren gerilla savaşıyla bir
dizi deneyimi ve bu deneyimden çıkan dersleri barındıran özel bir tarihsel
olgudur. İçerdiği "fokocu" gerilla savaşı anlayışıyla içine girdiği açmazları,
önder kadroların yitirilmesinden sonra kalanların silahlı devrimci savaşı terk
etme tutumlarıyla aşamaması, örgüt olarak yok oluşu getirdiyse de, şehir ve kır
gerilla savaşının ülkemizdeki ilk başlatıcıları olarak zengin deneyimler
bırakmıştır. Bu deneyimlerin yanında THKO'nun 1971 yılında gerçekleştirdiği
silahlı eylemler, ülkemizdeki devrimci mücadelenin gelişiminde önemli bir etki
bırakmıştır.
THKO, devrimci silahlı mücadelenin Deniz Gezmiş'le
simgeleşen kurallarının ortaya çıkmasında da önemli bir yere sahiptir. Sivil
halka zarar vermemek, tutsak edilmiş emperyalizmin ve oligarşinin silahlı
unsurlarına insanca davranmak vb. bazı kuralların halkın bilincine kadar
yerleşmesinde etkili olmuştur. 1971-72 döneminde THKP-C'nin devrimci silahlı
mücadelenin sürdürülüşünde gösterdiği kararlılıkla birleşen bu değerler, daha
sonraki dönem üzerinde derin izler bırakmıştır.
Herşeye karşın
THKO'nun kır gerilla deneyimi, başarısızlıkla sonuçlanmasına rağmen, ülke
tarihindeki ilk olma özelliğiyle birleşerek düşman tarafından kuşatılmış bir
arazide kır gerilla savaşının hazırlığı, başlatılması ve sürdürülmesi konusunda
önemli derslerle doludur.
THKO'nun kır gerillası deneyiminin ana
özelliği, düşman tarafından kuşatılmış iç bölgelerde gerilla savaşının
örgütlenmesidir. Açık sınır ilişkilerinin kullanılmadığı, sınırların sadece
askeri lojistik için belli bir işleve sahip olduğu bir gerilla savaşı olarak
ortaya çıkmıştır.
İkinci özelliği ise, "uygun alan-uygun nüfus"
ilişkisinin gerillanın planlanmasında ve yer seçiminde bir ölçüt olarak
kullanılmasıdır.
Böylece THKO, alışılagelmişliğin dışına çıkmış ve
sadece belli bir örgütlülüğün varolduğu, dolayısıyla ilk kadro sorununun
kendiliğinden çözüldüğü bir kavrayışın dışında kalmıştır. Amaç, kır gerilla
birliğinin kırsal alanlarda köylülüğü örgütleyerek bir halk ordusu (düzenli
ordu) haline gelmektir. Böylece hareketli gerilla birliğinin, gelecekteki halk
ordusunun çekirdeği olması ve halk ordusunun bu birliğin gelişimine bağlı olarak
oluşturulması anlayışı THKO'nun faaliyetini belirlemiştir.
Üçüncü
özelliği ise, kır gerilla savaşını 3-5 kişilik silahlı grupların eylemlerinin
gelişimi olarak değil, kır gerilla birliğinin eylemliliği olarak ele
almasıdır. Doğal olarak, bu gerilla birliğinin, gerek kitle içinde genişlemesi,
gerekse lojistik desteğini sürdürebilmesi "birlik" düzeyinde ele
alınmıştır. (Pratikte ülkemizdeki milli krizin olgun olduğu düşünüldüğünden
gerilla savaşının -Öncü Savaşıhızla Halk Savaşına dönüşeceği varsayılmıştır. Bu
da hazırlık aşamasından, gerillanın faaliyet dönemine kadar her alanda kendisini
hissettirmiştir.)
Bu temel özellikleri ile THKO'nun kır gerillası
hazırlıkları, kendi perspektiflerine uygun olarak sürdürülmüştür.
Kır
gerilla savaşının hazırlık aşamasını Brezilya deneyimi ışığında Quartim şöyle
ortaya koymaktadır:

"Debray'ın önemsemediği gerilla fokosunun hazırlanışı, tüm
devrimci savaş içersinde en az ötekilerden herhangi biri kadar önemli temel bir
basamaktır. Bu basamak, Debray'ın yazılarında devrimci sürecin bir aşaması değil
de, devrimin bir çeşit tarih öncesi olarak yer alır. Devrimde Devrim'in sonunda
kesin olarak 'politik harekete girmek isteyen biri askeri fokodan geçmelidir'
der. Bu yüzden en önemli soru -ne yapmalı?- ile karşılaşan devrimcilere verdiği
cevap çok basittir: Bir askeri foko kurun. Taktik soruya da -askeri foko nasıl
kurulur?- verdiği cevap aynı ölçüde basittir: Askeri eğitimle kadroları bir
araya toplayın, para ve techizat edinin, hareket alanlarında depolar kazın,
savaş alanlarını tanıyın, hareket savaşı ile oyalamak için düşmanın gelişini
bekleyin.
'Başarılı bir pusu, işkencecinin yok edilmesi, nakledilen
silahlara el koyuş, bunlar herhangi bir Amerikan ülkesinde ortaya çıkabilecek
reformist yüreksizliğe en iyi cevaptır.' (Bkz. R. Debray: Devrimde Devrim)

Debray'ın görmediği, gerilla mücadelesini başlatmaya hazır olan bir devrimci
örgütün en önemli sorununun bu olmadığıdır. Daha kötüsü yalnız askeri eylemlerin
politik etkilerine önem vermek, politik sorunları askeri mücadelenin içinde
boğmaktır."[1*]
THKO'nun sağ kalan kadroları (ki
hemen hemen tamamı daha sonra THKO çizgisini terk etmişlerdir) 1974 yılında
yayınladıkları "Geçmişin Eleştirisi"nde hazırlık aşamasını şöyle ortaya
koymuşlardır:

"Halk Savaşı süresi içinde diğer herhangi bir aşama kadar önemli
olan hazırlık aşamasında, sadece gerilla kolunun 'teknik olarak' yaratılması;
belirli bir alanda silahı, sırt çantası, haritası vs. ile birlikte bir 'askeri
birlik' olarak yerleştirilmesi ve bu anlamda 'harekete geçmeye hazır' bulunması
açısından bakıldı."[2*]
Aynı yerde kırdaki hazırlıklar şöyle
anlatılmaktadır:

"İlk adımlar açısından hareket ve gelişme alanı olarak seçilen
bölge, başta, önemli bir devrimci kitle potansiyeline sahip olması, diğer
bölgelerle kıyaslandığında küçümsenmeyecek düzeyde yerel militan kadroların
varlığı, askeri koşullar bakımından nisbeten elverişli de sayılabilecek konumu
vb. gibi özellikleriyle seçimi doğru yapılmış bir bölgedir.
Hazırlık
çalışmaları bu son derece uygun şartlar üstünde, fakat yine son derece sınırlı
-her yanıyla sınırlı- bir kadro ile ve çok sınırlı hedefler üstünde yürütüldü.
Bu hedefler, kısa vadede, gerilla kolunun teknik ve diğer günlük ferdi
ihtiyaçlarını (silah, teçhizat vs.) kapsıyordu. Köylülerle kurulacak örgütsel
veya politik ilişkiler, yerel devrimci kadrolarla oluşturulması gereken bağlar
(hareketimize çok açık eğilim duymakta olanlar da dahil) bu hedeflere
girmiyordu. Gerilla kolunun oluşturulması sorunu, bir 'askeri devriye'nin
oluşturulması sorununa indirgenmişti. Şehirden 20 arkadaşın kıra geçirilmesi ve
banka eylemlerinden elde edilen maddi olanaklarla, onların askeri donatımının
tamamlanmasıyla herşey 'halledilmiş' oluyordu"[3*]
İşte bu hazırlık
aşamasındaki hatalar THKO'nun kır gerillasının pratikte karşılaştığı sorunları
aşmasını da engellemiştir.
Herşeye rağmen THKO, kendi perspektifi
doğrultusunda kır gerillasını oluşturma kararlılığını göstermiştir. Kentlerdeki
kadroların kırsal bölgeye aktarılması, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin
İnan'ın yakalanmalarıyla birlikte yöneticilik düzeyinde önemli bir engelle
karşılaşmıştır. Daha sonraki günlerde gerilla birliği içinde başgösteren
başıbozukluk, hepsinden önemlisi Sinan Cemgil'lerin grubunun pusuya
düşürülmesinden sonra diğer grubun kendi kendini dağıtması bu kayıpların önemini
ortaya koymuştur.
Denizlerin yakalanmasına rağmen kır gerilla birliği
oluşturulmuştur. Birlik, "eylemler koymadan önce gerilla kolunun doğal şartlara
uyumunu ve 'fiziki' dayanıklılığının artırılabilmesi için 'yürüyüş-konaklama,
tekrar yürüyüş-tekrar konaklama' şeklinde durağan bir hareketliliğe" geçer.

Daha ilk günden itibaren kentlerden gelen kadroların koşullara
uyumsuzluğu ortaya çıkmıştır. Ama en önemli sorun gerilla birliği içindeki
bozulmayla ortaya çıkmıştır. Karşılıklı küfürleşmeler, bencillikler,
tembellikler, kaytarmalar, nöbet tutmayı savsaklamalar bu bozulmanın ifadeleri
olarak görünür. Yiyeceklerin bile bireysellik konusu olması, bozulmanın en uç
noktasına ulaştığını ortaya koyuyordu.
Tüm bu faaliyetler sırasında
politik faaliyet sürekli ikinci planda kalmıştır. Rastgele ilişkiler gerillanın
dış bağlantılarını sağlıyordu.

"Bu ilişkiler sadece, zorunlu günlük gereksinmelerden ya da
istihbarat elde edebilmek için 'dolaylı sorgu' temeli üstünde oluşuyor ve bunun
dışında, politik nitelikte her türlü ilişkiden dikkatle kaçınılıyordu. (Basit
bir örnekleme gerekirse; komandolar gerilla birliğini izliyorlarken bile,
köylülerin ne olup olmadığımızla ilgili sorularını, her seferinde, ancak gerçek
kimliğimizi gizleyerek cevaplandırıyorduk, o ki, köylülerin -biraz güç ama, hiç
radyo dinlemediklerini varsaysak bile- bizi tanımıyor olmaları biraz su
götürür.)"
THKO gerillalarının bu "kendilerini soyutlamaları"na
ilişkin bir "avcı" hikayesi M. Yalçıner'in günlüğünde şöyle geçmektedir:

"6 Mayıs, Perşembe. Öğlene doğru aşağı dereye H. Ali'nin oraya
balık tutmaya gittik. İnsan görünce boğazı keşfe karar verdik. Tam geçitte yemek
yerken Çavuşkır'dan yedi avcı bastırdı. Konuştuk. Pek fena insanlar değillerdi.
Az ekmek katık verdiler. Keşfe çıkan iki kişiyi, velhasıl hemen herkesi
gördüler. Tahminimce ne olduğunu anlayamadılar. Geçitin ortasında nöbetçisiz
yemek yememiz büyük eşeklik. Kanımca bu iş böyle yürümez. Ya doğruyu
söyleyeceğiz ya da hiç görünmeyeceğimiz yerlerde olacağız. Yalan konuşurken ters
şeyler söylemek gerekiyor bazan"
Bu hareket tarzın "Geçmişin
Eleştirisi"nde şöyle değerlendirilir:

"Oysa gerilla kolunun güvenliği, onun 'gözden uzak' ve
'ulaşılması güç sarp alanlar'da yaşamasıyla sağlanamaz. Coğrafi bakımdan çok
çetin şartlara dayanmak, gerilla için çok önemli bir avantaj değildir. Hele bunu
halkın yaşamadığı alanlarla özdeşleştirmek, -olsa olsa- bu tali avantajı karşı
avantaja dönüştürmek olur. Kaldı ki o, salt bu avantajından dolayı (bu avantajı
birinci plana almakla) değil, kendini geliştirmek ve aşmak, düşmanın baskı gücü
karşısında kendisini askeri planda koruyabilmesi bile mümkün olmaz. Gerilla,
baştan itibaren, giderek artan ölçüde, sınıf ve kitle temeline dayanarak; bu
temeli, doğal olarak öz yapısında bulunan avantajlarla seyyar silahlı güç olma;
silahlı savaşı yürütme ve savunmayı son derece 'esnek' ve şaşırtıcı taktiklerle
ve nisbeten (baskı güçleri için) 'çetin alanlarda' yapma avantajlarla sürekli
olarak birleştirerek ve mutlaka da 'politik öncü' durumuna yükselmeyi
hedefleyerek -bu hedefe vararak- bu görevi; kendini geliştirme ve aşma
(dolayısıyla da korunma) görevini başarabilir.
'Sarp ve çetin
alanları' ve de 'soyutlanma'yı birinci plana almak özünde gerillayı sıradan bir
'baskın grubu', bir 'devriye kolu'na indirgemek olur. Halbuki o, baştan beri
tekrarladığımız gibi bir askeri güç olmaktan çok, bir 'politik güç'tür. Tayin
edici yanı 'politik' yanıdır. Onu 'stratejik kuvvet', hareketini de 'stratejik
hareket' haline getiren bu niteliğidir."
THKO'nun Nurhak gerilla
faaliyeti, 1971 Mayıs sonlarında Kürecik Amerikan radar üssünü basmaya karar
vermeleriyle eylemliliğe geçiş durumuna gelmiştir. Bu eylem kararı, gerilla
kolunun dağlarda varolmasına rağmen, ülkedeki gelişmeler karşısında "hiçbirşey
yapamamış olma" psikolojisine girmesiyle birlikte ortaya çıkmıştır. Bu durumu ve
sonuçlarını "Geçmişin Eleştirisi"nden okuyalım:

"Kolu coğrafi olarak dahi bilinmeyen, tanınmayan bir bölgede,
yeterli istihbarata dayanmayan -serinkanlılıkla değerlendirilince- tümüyle
yanlış ve hatalı olarak hesaplanan eylemler planlamaya yönelten, başta bu
psikolojik etki oldu. İçlerinde yönetici arkadaşların da bulunduğu bir grup,
birbirinden oldukça uzak -300 km. kadar- ve oldukça önemli iki hedefe bir kaç
günlük bir süre içinde eylem koymakla, geriye kalan arkadaşların tümü de
eylemlerin yol açacağı yeni güçlüklerin daha kolay karşılanabilmesi için,
alışkanlık olduğu üzere 'daha güvenlikli bir başka bölgeye' çekilmekle
görevlendirildiler.
Eylem koymayı üstlenen arkadaşların en ufak bir
ilişkiye sahip olmadıkları ve hiç tanımadıkları bir alanda pusuya düşürülmeleri,
birinci darbe (kıra geçişte merkez kadronun kaybedildiği darbe) ile aynı
nitelikli (taktik planda düşman gücünün alabildiğince küçümsenmesi olgusundan ve
özünde, 'eylem'i salt bir askeri sorun olarak değerlendirmekten kaynaklanan) ve
aynı şekilde yönelen ikinci bir darbe olarak, kırdaki pratiğimizi noktalayan
ikinci bir yara oldu."
30 Mayıs 1971 günü Nurhak'ın İnekli Köyü
yakınlarında pusuya düşürülen THKO gerillalarında Sinan Cemgil, Alpaslan Özdoğan
ve Kadir Manga çatışmada öldürülmüş ve kalanlar yakalanmıştır. Ve böylece
ülkemiz tarihinin ilk devrimci kır gerillası deneyimi noktalanmıştır.

1972 sonlarında İ. Kaypakkaya ve arkadaşlarının Tunceli bölgesinde gerilla
örgütleme girişimleri, ayrı bir perspektiften -Çin örneğinden- hareket etmekle
birlikte, hemen hemen benzer eksiklikler ve hatalarla gelişmeden sona ermiştir.

THKP-C'nin 1972 başlarında kır gerillasını oluşturmaya yönelik
hareketi ise, Denizlerin idamlarını engellemeye yönelik eylem sonrasına
ertelenmiştir. Ama Ünye radar üssünde görevli iki İngiliz ile bir Kanadalının
tutsak edilmesi eylemi, aynı zamanda THKP-C'nin kır gerilla savaşının hazırlığı
ve başlatılması yönündeki anlayışına uygun olmuştur. Şehir gerilla savaşından
kır gerilla savaşına geçişin özgün bir biçimini planlayan THKP-C, Kızıldere'de
önder kadrolarının imha edilmesiyle bunu tam olarak pratiğe geçirememiştir.

Bu deneyimler, özel olarak da THKO'nun Nurhak deneyimi, düşman
tarafından kuşatılmış bir bölgede stratejik bir güç olarak gerilla birliğinin
oluşturulması ve harekete geçirilmesi konusunda, taktik, stratejik ve pratik bir
dizi dersle doludur. Bu derslerin en önemlisi, kır gerilla savaşının açık bir
savaş olması ve kır gerillasının stratejik bir güç olarak var edilmesidir.

Kır gerilla savaşının ve kır gerillasının, uzun bir savaş sürecinin temel
taşı olduğu bir yana bırakılarak, salt örgütsel ya da propagandatif amaçlarla
ele alınması, bu deneyimlerin ve bu savaşın dışında değerlendirilmek zorundadır.

Yaşananlar bir kez daha THKO'nun Nurhak deneyiminin önemini
göstermektedir. Ve Türkiye'de kır gerilla savaşı bu deneyimleri doğru
değerlendirerek gelişecektir. Bu yolda şehit düşen tüm devrimcilerin, bu
bağlamda, zaferdeki katkıları hiç unutulmayacaktır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
sln13
Admin
Admin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 292
Nerden : devrimcilerin yanından
Kayıt tarihi : 18/04/08

MesajKonu: Geri: Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu   Salı Nis. 22, 2008 10:50 pm

her ikinize de teşekkürler...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://soldevrim.yetkin-forum.com
devrimci_nazlı
Gözdemiz
Gözdemiz
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 108
Kayıt tarihi : 23/04/08

MesajKonu: Geri: Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu   Çarş. Nis. 23, 2008 1:15 pm

teşekkürler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
taylandenizsinan
Gözdemiz
Gözdemiz
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 124
Yaş : 24
Nerden : düşünce özgürlüğü olduğu yerden
Meslek : öğrenci
Lakap : AVNOŞ
Kayıt tarihi : 19/04/08

MesajKonu: Geri: Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu   Çarş. Nis. 23, 2008 6:35 pm

Bilgi için teşekkürler;)

_________________
"Bu oğlum Sinan... Bunlar da onun arkadaşları (Kadir ve Alpaslan), kardeşleri.... Onlar da oğullarım... Bu çocuklar, bu oğullar; bu ülkeyi, halkı, sizleri sevdiler. Başka bir istekleri yoktu. Her biri birer dehaydı. Her biri üstün zekalı birer güzel insandı. Dileselerdi, düzenin adamları olsalardı, şimdi burada cansız yatmazlardı. Birer milyoner olurlardı. Ama onlar, halkı, sizleri sevdiler. Sizin sorunlarınızı omuzladılar. Size yalan söylüyorlar. Onlar eşkiya değildi."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
adalı
Test-Mod
Test-Mod
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 325
Nerden : 6 Mayıs 1972 tarihinden
Kayıt tarihi : 22/04/08

MesajKonu: Geri: Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu   C.tesi Nis. 26, 2008 1:08 am

THKO'nun en önemli eylemleri Amerikalı erleri ve Rahmi Dumanın oğlu Hakan Dumanı kaçırmaları oldu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
-DEVRİMCİ-
Moderatör
Moderatör
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 541
Nerden : Denizlerin Yolundan..
Kayıt tarihi : 20/04/08

MesajKonu: Geri: Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu   C.tesi Nis. 26, 2008 9:32 pm

evet katılıyorum
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Devrmici_Deniz
Moderatör
Moderatör
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 426
Yaş : 23
Nerden : Tam Bağımsız Türkiye'den
Meslek : Devrimci Öğrenci
Kayıt tarihi : 20/04/08

MesajKonu: Geri: Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu   Perş. Mayıs 01, 2008 8:02 pm

Paylaşım için teşekkürler

_________________
Düşünüyorum, öyleyse beni de vurun!..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
tuche
Gözdemiz
Gözdemiz
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 84
Nerden : samsun
Meslek : öğrenci
Kayıt tarihi : 30/04/08

MesajKonu: Geri: Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu   C.tesi Mayıs 03, 2008 11:12 pm

THKP-C DAVASI
İsrail Başkonsolosu Elromm'un kaçırılması ve cezalandırılması sonrasında gelişen operasyonlarda çok sayıda THKP-C kadro ve savaşçısı tutsak düşmüş, Mahir'de Maltepe'de yaralı olarak düşmanın eline geçmişti. Aynı süreçte THKO'ya yönelik de yoğun operasyonlar yapılmaktaydı.
16 Ağustos 1971 Pazartesi günü 1. THKP-C davasının ilk duruşması yapıldı. Davada tutuklu 25 THKP-C'li vardı. 24'ü Maltepe Hapishanesi'nden getirilmişlerdi. Daha sonra Mahir Çayan getirildi. Mahir'in salona girişi THKP-C'liler tarafından coşkuyla karşılandı, sarılıp öpüştüler. Dinleyici sıraları da doluydu. İsrail'in yeni İstanbul Başkonsolosu da en ön sırada yerini almıştı.
Mahkemede tavır, THKP-C'lilerin Türkiye soluna kazandırdıkları geleneklerden biridir. O güne kadar daha çok kişisel olarak kurtulmayı amaçlayan sıradan savunmalara tanık olan mahkeme salonları, Mahir'lerle siyasi tavır alışlara tanık olacak; dahası bu davada mahkemelerin faşist düzeni de reddedilecekti.
THKP-C tutsakları ilk duruşmada işkencenin tesbiti için adli tıbba sevklerini istediler ve kimliklerini açıklamayı reddettiler. Bu arada, avukatlar Mahir Çayan'ın bulunduğu yerde ayakları demire vurulu olarak tutulduğunu, buna son verilmesini talep ettiler. Askeri Mahkeme bu talepleri reddetti.
Bir hafta sonra 23 Ağustos 1971 Pazartesi günü ikinci duruşma yapıldı.
Duruşmalar tutsaklarla mahkeme heyeti arasında bir savaş şeklinde cereyan ediyordu. Bu savaş bazen askerlerin saldırısıyla fiili hale de dönüşebiliyordu.
Duruşmaların ilerleyen günlerinde, 26 Kasım'da yaşanan bir olay son derece çarpıcıydı: Mahir'in duruşma yargıcını suçladığı bir konuşmadan sonra mahkeme Mahir'in salondan çıkarılmasına karar verir. Mahir'in çıkarılmasının ardından tüm tutsaklar teker teker söz alarak mahkemeyi reddederler. Çarpıcı olan, önceki duruşmalarda tahliye durumları vb. nedeniyle siyasi tavır almayan, mahkemenin baskılarına karşı tavırlara katılmayan tutsaklar da dahil olmak üzere, tutsakların kesin bir birliğinin sağlanmış olmasıydı. Bu ortak tavır karşısında, Mahir hakkında verilen karar geri alınır ve Mahir yeniden salona getirilir. Bu duruşma aynı zamanda Mahir'in katıldığı son duruşmadır.

MALTEPE FİRARI
"BÜYÜK FİRAR"... 1 Aralık 1971 tarihli gazeteler böyle yazıyordu. Başlığın hemen altında ise "Çayan, Alptekin, Bardakçı, Ayna ve Yılmaz kaçtılar" satırları okunuyordu.
Maltepe firarı, devrimci mücadelede yeni bir adımdı, özgür tutsaklığın ilk önemli halkalarından biriydi. Gerek THKP-C'liler, gerekse de THKO'lular tutsak düştükleri andan itibaren firarı düşünmeye başladılar. Silahlı devrim cephesinin, revizyonist, reformist gelenekten kopuşunun hapishaneler cephesindeki yansımalarından birini de firarın bir görev ve meşru bir hak olarak görülmesi oluşturuyordu.
Maltepe firarının bir diğer önemli özelliği, THKO ve THKP-C'lilerin eylem birliğiyle gerçekleştirilmiş olmasıydı. Bu birlikteliğin herhangi bir protokolu falan yoktu, ama örneğin THKO'lular daha baştan, firar denemesi için Mahir'in de Maltepe hapishanesine getirilmesi gerektiğini söyleyebilecek bir birlik anlayışına sahiptiler.
Firar tünel aracılığıyla gerçekleştirilecekti. Tutsaklar tüneli ortaklaşa kazdılar. Ve nihayet 29 Kasım akşamı son hazırlıklar tamamlandı. Tünele ilk önce Cihan alptekin girerek çıkış deliğini patlattı. Ardından Mahir Çayan, Ömer Ayna, Ulaş Bardakçı ve Ziya Yılmaz çıktılar.
Oligarşinin duvarları onları içeride tutmaya yetmemişti.

SAĞ SAPMA VE İHANET
Savaş kaldığı yerden sürdürülecekti. Ancak Mahir'lerin dışarı çıktığı bu süreçte savaşın sürdürülmesinin önündeki en büyük engel, THKP içinde ortaya çıkan sağ sapmaydı.
Cevahir katledilmiş, Mahir tutsak düşmüş, İzmir örgütlenmesi de önemli bir darbe yemişti. 1971 Mayısında önder kadroların bir kısmının tutsak edilmesi ve yoğunlaşan baskı ve takip koşullarında dışarda kalan kadroların bir kısmı savaşı sürdürmek yerine, dönemi atlatma hesaplarına girmişlerdir.
Bu dönemde Genel Komite tarafından Ankara'dan İstanbul'a gönderilen Münir Aktolga ve Yusuf Küpeli, tasfiyeci bir faaliyete giriştiler. Mahir'lerin hapishaneden kaçırılması için hiç bir şey yapmayan sağ sapma, bunun yerine Mahir'in ve THKP-C ideolojisinin etkisizleştirilmesi peşindeydi.
Sağ sapma işçilerin esas alınması, silahlı işçi timlerinin oluşturulmasından sözetmeye ve Kıvılcımlı'nın görüşlerini savunmaya başlamışlardı. Daha hapishanedeyken sağ sapmanın ihanetinden haberdar olan Mahir, Merkez Komite'nin tasfiyeciliğe soyunan üyelerine mektup yazarak durum hakkında bilgi istemiş, ancak cevap alamamıştı.

SAĞ SAPMANIN TASFİYESİ
Ama Mahir şimdi dışarıdaydı. Cevap vermekten kaçamazlardı.
Tasfiyeciler Mahir'le tartışmaktan bir süre daha kaçmaya çalıştılar. Sonunda Mahir, MK'nın bu iki üyesini görüşmeye çağırdı. Bu süreçte çeşitli görüşmeler, tartışmalar yapıldı. Bu sürecin sonunda sağ sapmanın ihaneti mahkum edilerek parti bu klikten temizlendi, tasfiyeciler partiden ihraç edildi, THKP ve THKC isimlerini kesinlikle kullanamayacakları belirtildi:
"Partimizin ideolojik-politik-örgütsel-stratejik ilkeleri Kurtuluş'un 1.nci Sayısında, Parti ve Cephe bildirilerinde ve de Parti Tüzüğünde net ve açıktır.
Partimizin çizgisi Marksizm-Leninizm'in dünyanın ve Türkiye'nin şartlarına uygulanması sonucunda ortaya çıkmış olan uluslararası devrimci hareketin çizgisidir.
(...) Partimizin ideolojik-politik-stratejik-örgütsel ilkelerini 'Narodnizm' 'Marksizm ile Narodnizm'in eklektik birleştirilmesi, en tehlikeli sol sapma' diye niteleyerek, Partimizin devrimci çizgisi yerine uluslararası sosyal pasifizmin çizgisini, partinin genel komitesinden habersiz tezgahlama gayretleri içinde olan sizlerin partimizde kalmasına artık fiilen imkan yoktur.
Bu nedenle, genel komite üyeleri olarak, bizler partideki bütün yetki ve görevlerinizin iptaline ve de partiden ayrılmanıza karar verdik.
Bu sağcı görüşü benimsemiş olan örgütün bu veya şu kademesinde görevli olanlar da aynı işleme muhataptırlar."
Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı, Orhan Savaşçı, Ziya Yılmaz, Ertuğrul Kürkçü
Sağ sapmanın yarattığı ideolojik ve örgütsel kaosa, bulanıklığa bir an önce son vermek, öncelikli görevdi. Tasfiyeci Münir-Yusuf kliğinin tasfiyesinden sonra Mahir, Ankara'daki Parti-Cephelilere gönderdiği yazıda tasfiyecilerin ihanetini ortaya serer:
"Bundan önceki mektupta sadece İlhan ve Mahmut'larla (Münir, Yusuf) aynı örgütlenme içinde olamayacağımızı ve de fiilen bütün bağlarımızı kestiğimizi yazmıştık.
Bunun nedenlerini de iki ana başlık altında toplamıştık;
1-) İdeolojik-politik-stratejik çizgi farklılığı,
2-) Yoldaşlığa sığmayacak şekilde bu iki kişinin, en haince oligarşinin hücrelerindeki yoldaşlarını ilzam edecek işler yapmaları, en adice bırakalım devrimci yoldaşlığı, feodal dostluğa bile sığmayacak tavırlar almaları.
... Mayıs ayının sonuna kadar parti çizgisini, hararetle savunan bu arkadaşlar, İstanbul'daki arkadaşlarının yakalanmaları üzerine, eski ideoloji ve stratejilerini değiştirerek, eski çizgiyi sol sapma diye mahkum ederek, kitaplar içine dalarak (bütün pratik görevlerini bir yana itip) Marksizmi öğrenip, sonunda da 'Eskiden doktor genellikle doğru söylüyordu. Biz Doktor'un dediklerini yanlış değerlendirmişiz' diyerek zamanında revizyonist ve anti-leninist diye mahkum edilmiş olan çizgiyi, partinin yeni çizgisi diye ilan etmişler, bunu Doktor'un her dediğinin doğru olduğunu söyleyerek değil, genellikle doğru söylüyordu diye yapmaktadırlar.
Ankara'daki Parti-Cepheliler de sağ sapmayı mahkum ederek, Mahir'in yazısına, devrimci ilişkilerin, örgüt ilişkilerinin nasıl kavranması gerektiğine ilişkin tarihsel bir belge niteliğindeki şu cevabı verirler:
"Partimizin çizgisi (ideolojik-politik-örgütsel) parti bildirisi ve Cephe bildirisinde ortaya konmuştur. Bunun sol ya da sağındaki bütün görüşleri partimiz reddeder. Ve içinde barındırmasına imkan vermez.
Partimizin ismi Türkiye devrimine kanla kazandırılmıştır. Partimizin şerefli mirasını ve geçmişini reddederek onun adına sahip çıkmaya kalkışan (leş kargalarının) partimizin içinde yeri olamaz.
Partimizin yediği darbe sola sapmasından değil, parti içindeki sağ sapmanın örgütü içten kemirmesi, görevlerini savsaklaması ve partiyi hantallaştırmasından ötürüdür.
Bugün parti içinde bu görüşleri yayan, partinin hiçbir organının kararı olmaksızın bir avuç yüreksizin görüşlerini partiye egemen kılmaya çabalayanlar, dün birlikte savaştığımız kişiler olabilir. Onun bugün bizim için hiçbir önemi yoktur.
Bizleri birleştiren başlıca bağlayıcı faktör Marksizm-Leninizm'dir. Bizler kişilere bağlı değil Marksizm-Leninizm'e bağlıyız.

KESİNTİSİZ DEVRİM -I
Mahir firardan sonra, sağ sapmayla ideolojik hesaplaşmanın sürdüğü bu süreçte Kesintisiz'lerin yazımını da sürdürür. Kesintisiz Devrim broşürü esas olarak oldukça önceden üç bölüm olarak tasarlanmış, ilk bölümü de daha önce yazılarak Kurtuluş Dergisi'nde yayınlanmıştır. Kesintisiz Devrim-I olarak adlandırılan bu ilk bölümün girişinde hem Kesintisiz'lerin bütününün içeriği, hem de THKP-C'nin teoriye, ideolojiye yaklaşımının ana hatları vardır:
"Ülkemizin solunda tam bir teorik keşmekeş hüküm sürmektedir. Öyle ki, aynı revizyonist tezleri temel alan ve bunları değişik ambalajlamalarla piyasaya süren, kendi öz gücünün dışında başka güçlere bel bağlayan çeşitli oportünist fraksiyonlar, en sert bir şekilde birbirlerini oportünizmle, pasifizmle, ihanetle vb. ile suçlamaktadırlar. Kendi aralarında taktik ayrılık bile sayılamayacak ufak değerlendirme veya deyiş farklılıkları etrafında fırtına koparmaktadırlar.
Sözde yapılan ideolojik polemikler de, utanmazca yapılan tahriklerin, küçük burjuva çığırtkanlıklarının, "biz eskiyiz" ukalalıklarının tozu dumanı içinde tam bir kör döğüşü yıllardır süregelmektedir...
Biz bu broşürü kaleme alırken özellikle bu gerçeği dikkate aldık. Devrim anlayışımızı, buna bağlı olarak örgüt ve çalışma tarzı anlayışımızı, marksist devrim teorisinin zaman içinde derinleşip zenginleşmesinin nasıl bir rota izlediğini belirterek ortaya koymaya çalıştık..." (Türkiye Halk Kurtuluş Parti-Cephesi Dava Dosyası, s. 365-366)
Kesintisizlerin Kurtuluş'ta yayınlanan birinci kısmında "Marks, Engels Ve Lenin dönemlerinin marksist devrim teorisi" ele alınmıştır. İkinci kısım'da, "İki Taktik'te formüle edilmiş olan leninist kesintisiz devrim teorisinin bizzat Lenin tarafından derinleştirilmesi, Üçüncü kısım'da ise, emperyalizmin üçüncü bunalım döneminin ayırt edici özellikleri...yeralacaktır.

KESİNTİSİZ DEVRİM II-III
Oligarşinin ağır baskı ve takip koşulları devam ediyordu. Parti önder ve kadrolarının katıldığı toplantılarda durum değerlendirilerek, 12 Mart cuntasına karşı silahlı savaşın sürdürülmesi kararı alınır. Birleşik devrimci savaş anlayışı çerçevesinde çeşitli planlar yapıldı. Türkiye, THKP-C'nin daha önceki stratejik planlamalarında beş bölgeye ayrılarak bu blgeler kodlanmış, 1- İstanbul'a Yıldız, 2) Ankara'ya Meltem, 3) Ayfon-Eskişehir-Kütahya'ya Bayrak, 4) Merzifon'a Kavşak, 5) Karadeniz Bölgesine Poyraz isimleri verilerek buna uygun bir işbölümü yapılmıştı. Mevcut durumda işbölümü tekrar değişmiş, gerek bölgeler bazında, gerekse de gerilla savaşı bakımından merkezi işbölümü yeniden yapılmış, ancak stratejik bakış açısı korunuyordu. Ocak sonunda Mahir Ankara'ya gitti. Ziya Yılmaz ve Ulaş Bardakçı İstanbul'daki hazırlıkları yürütmek üzere görevlendirildiler.
Mahir Ankara'da bulunduğu bu dönemde, o güne kadar çeşitli tartışmalarda, yazı ve bildirilerde artık netleştirilmiş bulunan THKP-C ideolojisini daha etraflı bir biçimde toparlamak için bir broşür kaleme almaya başlar. Daha sonra Kesintisiz II-III adıyla anılacak olan bu broşürün yazımı, son derece elverişsiz koşullarda yürütülür. Aynı anda silahlı savaşın sürdürülmesi ve özel olarak da Deniz'lerin kurtarılmasına yönelik bir eylemin hazırlıkları da sürdürülür.
Kesintisiz II-III şu sözlerle başlar:
"Bilindiği gibi Türkiye Solunda uzun yıllar revizyonizm, pratiği ışık tutmayan entelektüel tahlilleri, kuyrukçu çalışma tarzı ve iğrenç ilişkileri ile etkin ve yönlendirici unsur olmuştur..." (Bütün Yazılar, Mahir Çayan, s.307)
Devamında ülke koşullarının kısa bir tahlili yapılıp THKP-C'nin temel doğrultusu açıklanır. Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi'nin tanımı yapılır. Bu metin artık Türkiye Devriminin Yolu'nun en netleşmiş ifadesi olacaktır. Kesintisiz II-III, hacim olarak çok uzun değildir, ama Türkiye devriminin bütün temel meselelerinin cevabını veren son derece yetkin bir formülasyondur. Zaten bu niteliği de giriş bölümünde söylenen şu sözlerde anlamını bulur:
"Bu ilkelerimizi, bir sürü genel doğrularla, marksizmin lafızları arasında yüzlerce sayfalık metinlerle ortaya koymak, takdir edileceği gibi pekala mümkündür. Ve pekala mümkündür sözde pratiğe ışık tutacak, bir sürü masa başı ahkamlar kesmek.
Ama hayır! Partimizin bünyesinde bu tip entelektüel tahlillere yer yoktur. Dilimiz, terminolojimiz ve tahlillerimiz genel olarak dünya devrimci pratiğinin, özel olarak da pratiğimizin ürünü olmalıdır..." (Türkiye Halk Kurtuluş Parti-Cephesi (THKP-C) s.309-310)
Kesintisiz II-III de kendi içinde bölümlere ayrılır. İlk bölümde Leninizmin evrensel tezleri, devrim - evrim aşamaları ve çalışma tarzı üzerinde durulur. Sonraki bölüm ise emperyalizmin üçüncü bunalım dönemi ve Leninist çizgi tüm ana hatlarıyla tanımlanır, ülkemiz somutunda oligarşik dikta tahlil edilir. Son bölüm ise Türkiye'nin, tarihi-sosyal-ekonomik özellikleri, ve pratiğimize ilişkin sonuçlar başlığını taşımaktadır. Bu bölümde 1923'ten başlayarak 12 Mart'a kadar ülkenin sosyo-ekonomik yapısındaki gelişmeler, değişmeler anlatılır.
Kesintisiz II-III artık, tüm Parti-Cephelilerin elinde devrimin yolunu gösteren bir rehber, oportünizme, reformizme karşı idelojik mücadelelerinde en güçlü silahlarından biri olacaktır.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
tuche
Gözdemiz
Gözdemiz
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 84
Nerden : samsun
Meslek : öğrenci
Kayıt tarihi : 30/04/08

MesajKonu: Geri: Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu   C.tesi Mayıs 03, 2008 11:12 pm

ARNAVUTKÖY DİRENİŞİ
72'nin Ocak-Şubat aylarında gerek Ankara'da gerekse de İstanbul'da son derece yoğun bir süreç yaşanmaktadır. Bir yandan tasfiyeciliğin yolaçtığı ideolojik tahribat gideriliyor, bozulan, dağılan örgütsel yapılar, bu defa pek çok kadro tutsak düştüğünden daha azıyla yeniden oluşturulmaya çalışılıyor, ve diğer yandan da silahlı savaşı sürdürebilmenin koşullarının yaratılması hedefleniyordu.
İşte bu süreçte THKP-C önemli bir kayba daha uğradı. Sürmekte olan operasyonlar sonucu, Ulaş ve Yılmaz'ın Levent semtinde kaldıkları yer tesbit edilerek kuşatıldı. Ulaş ve Yılmaz, düşmanın kuşatmasına ve ateşine, ateşle karşılık verirler ve çatışarak kuşatmayı yararlar.
13 Şubat'taki bu kuşatmadan kurtulmayı başarmışlardır ama çatışmadan sonra takip koşulları bozulamaz. Operasyonlar pek çok yeri uzanmış, çeşitli olanaklar kullanılamaz hale gelmiş, daha da önemlisi, ilişkilerin bütünü açısından bir belirsizlik doğmuştur. Bu koşullarda buldukları yerler uzun vadeli olmaz ve 19 Şubat'ta Ziya Yılmaz Fındıkzade'de, Ulaş Bardakçı ise Arnavutköy'de kaldıkları evde kuşatılırlar. Ziya Yılmaz yaralı olarak ele geçirilir. Ulaş, kuşatılan evde kaldığının tesbit edildiği anda ateş açar. Çatışma yarım saate yakın sürer ve Ulaş Parti-Cephe savaşçılarının kuşatıldıklarında "teslim olmama", "çatışma" geleneğini pekiştiren bir direniş sonucu şehit düşer.

"12 MART DEĞİŞEN SINIFLAR İLİŞKİSİ"
12 Mart tüm terörüyle halkın ve devrimci örgütlerin üzerine yönelmişti. Kurulan Erim Hükümeti "Balyoz Harekatı" adını verdiği operasyonlarla halkı teslim almaya, ******çü maskesiyle de küçük-burjuva kesimleri kendine yedeklemeye çalışıyordu.
Devrimci örgütler açısından iki tercih vardı, ya teslim olunacak, ya da savaşılacaktı. THKP-C'nin tercihi tereddütsüz ikincisiydi.
Mahir, bu süreçte kaleme aldığı "12 Mart Değişen Sınıflar İlişkisi ve Sonuçlar" başlığını taşıyan yazıda şunları belirtiyordu:
"... İşte bu ortamda 12 Mart askeri darbesi olmuş ve 1923'den beri süre gelen nisbi denge (önce devrim cephesi lehine, 1946'dan sonra aleyhine olan) bozulmuş ülkedeki oligarşi, küçük-burjuvazinin politik gücünü kırarak devletin bütün kurumlarına egemen olmuş ve baskı ve şiddet politikası ile solu dağıtmıştır.
12 Mart öncesinde yedi-sekiz fraksiyon halinde olan sol, bugün başlıca iki kampa ayrılmıştır.
- Silahlı devrim cephesi.
- Oligarşinin soldaki uzantısı pasifist cephe.
(...) Bu son derece doğaldır. Çünkü her darbe, sağ ve pasifist eğilimleri ortaya çıkartır. (1905 yenilgisi menşevik çizgiyi geçici olarak güç kazandırmıştır.)
(...) Soldaki bu oluşum, partimizi de etkilemiş ve partimizin içinden ufak bir grup, partimizin ideolojik, teorik ve stratejik görüşleri ile eylemlerini narodnizmin, anarşizmin,teorisi ve pratiği diyerek, pasifist cephenin parti içindeki uzantıları olmuşlardır."
Ancak Parti-Cephe'nin savaşma kararlılığı nettir. Çünkü bu dönemde savaşıp savaşmama Türkiye halklarına bağlılığın, sorumluluğun ve devrim iddiasının bir göstergesi olacaktır. Bu netlik, yazıda şu sözlerle ifade edilir:
"Oligarşinin terörü şiddeti ne kadar artarsa artsın, partimiz gerilla savaşına devam edecektir. Partimizin yolu, ihtilalin yoludur. İhtilalin yolu Partimizin yoludur.
Savaş, Mayıs darbesinden sonra kaldığı yerden devam edecektir.
Örgütü, örgüt yapan, onu kitlelere tanıtan, programlar veya yaldızlı lalar değil, devrimci eylemdir." (Türkiye Halk Kurtuluş Parti-Cephesi Dava Dosyası, s.381)

DENİZLERİN İDAMININ ENGELLENMESİ
Gerek hapishanedeyken, gerekse de firardan sonra, Mahir'lerin düşüncelerinin bir yanını da hep Deniz'lerin idamının engellenmesi oluşturur. THKO önder kadroları Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'a verilen idam cezalarının Meclis'te aonaylanması an meselesidir ve THKP-C, THKO önderlerinin idamına karşı mücadeleyi "Türkiye devriminin prestiji" meselesi olarak görür.
Maltepe'den THKP-C'lilerle birlikte firar eden THKO önder kadroları Cihan Alptekin ve Ömer Ayna da Deniz'ler için bir eylem düşünüyor, çeşitli planlar yapıyorlardı. Ancak operasyonlar sonucu THKO'luların olanakları son derece sınırlıydı.
Bu süreçte bir elçinin kaçırılması, parlamento içinde bir milletvekilinin kaçırılması gibi çok çeşitli alternatifler üzerinde duruldu. Tüm bu tartışmaların, çabanın odağında devrimci dayanışmanın, devrimci dostluğun, fedakarlığın görkemi vardı:
"Mahir en son anda şu şekilde bir plan teklif etti. Buna göre, herhangi bir elçiliğe Mahir, Cihan ve Ömer Ayna bir intihar dalışı yapacak, elçinin hayatı karşılığında kendilerinin de teslim olması kaydıyla Deniz, Yusuf ve Hüseyin'in idamlarının engellenmesini isteyeceklerdi..."
Ancak bu planlardan hiç biri gerçekleştirilemez. Bu hazırlıklar sürdürülürken, İstanbul'da Ulaş, Ankara'da Koray Doğan katledilir, tutuklamalar birbirini izler. Bu koşullarda yapılacak bir eylemin örgütlenmenin darbelerden en az etkilenen kesimi olan Karadeniz'e kaydırılmasına karar verilir. Bu arada Karadeniz'deki THKP-C'lilerden Ünye'de bulunan Nato üssüne yönelik bir eylem yapılabileceği önerisinin de gelmesiyle hemen doğrudan Karadeniz'e geçilmesi gündeme gelir. 17 Mart'ta Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Ömer Ayna ve bazı THKP-C'liler makarna yüklü bir kamyonda Karadeniz'e doğru yola çıkarlar.

KIZILDERE
Mahir ve beraberindekiler Ünye taraflarında bir köye yerleşirler. Hemen Ünye Nato üssünde görevli İngilizlerin oturduğu evin çevresinde istihbarat yapılarak önceden varolan bilgiler kesinleştirilir ve eylem aşamasına geçilir. 26 Mart'ta İngilizlerin kaldıkları evdeki 12 kişi etkisizleştirilerek 3 İngiliz ajanı rehin alınır.
Mahir'in de aralarında bulunduğu gerillalar 3 rehineyle birlikte evden ayrılıp Tokat'ın Niksar ilçesine doğru yönelirler. İngilizlerin kaldığı evden ayrılmadan önce eve eylemle ilgili 25 Mart 1972 tarihini taşıyan bir bildiri bırakılır:
"Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı, Parlamentosu ve Hükümetine!
(...) 1972'nin Türkiye'sinde tek bir yurtseverin, öncü savaşçısının oligarşinin ipiyle hayatına son verilmek istenirse, bu İngiliz ajanları da halkın devrimci öncülerinin, yani bizlerin kurşunlarıyla yok olacaklardır.
Dünya halklarının baş düşmanı Anglo-Amerikan Emperyalizminin askeri örgütü olan NATO'da görevli bu İngiliz ajanlarının hayatlarına karşılık şartlarımız açıktır:
1. İnfazlar derhal durdurulacak,
2. Hiçbir yurtsever ve devrimci asılmayacaktır.
3. En çok 48 (kırksekiz) saat içerisinde bu konuda Türkiye radyolarından infazların durdurulduğu hakkında yayın yapılması şarttır.
Bu şartlar yerine getirilmediği takdirde, kesin olarak bu İngiliz ajanları kurşuna dizilecektir.
Bu oligarşinin zulmüne, hainliğine, gaddarlığına, kan emiciliğine karşı bizlerin bir ihtarıdır.
İnfazlar yerine getirilirse şu iyi bilinsin ki, ihtilalci misilleme sadece bu NATO ajanlarının yok edilmesiyle bitmeyecektir. Bu sadece başlangıç ve ilk ihtardır. (...)" (Mahir, Turan Feyizoğlu, s.528)
Kaçırma eylemi üzerine hemen tüm ülke çapında yoğun operasyonlar başlatılır. Karadeniz'e askeri yığınak yapılır. MİT ve polis en seçme uzmanlarını bölgeye gönderir.
Bu arada İngiliz Hükümeti de, üç İngiliz teknisyenin hayatlarını kurtarmak için Türk hükümetinin eylemcilere taviz vermemesini ister. Ankara Sıkıyönetim ve İkinci Ordu Komutanı Orgeneral Semih Sancar tarafından yayınlanan bir bildiride de, can ve mal güvenlikleri Türk milletine emanet edilmiş bulunan İngilizlerin yakalanmasına yardımcı olacak yurttaşlara yüz bin liraya kadar mükafat verileceği belirtilir.
Gerillalar, yolda rehinelerle birlikte 10 kişiydiler. 27 Mart'ın ilk saatlerinde Kızıldere köyüne ulaşarak köy muhtarının evine gittiler. Rehineleri burada tutacaklardı.
30 Mart'ta sabah saatlerinde nöbetçi gerillalar muhtarın evine doğru jandarmaların yaklaştığını gördüler. Gerillalar Muhtar ve ailesi evden çıkararak kuşatılma ve çatışma ihtimaline karşı hazırlık yaptılar. Bir süre sonra da komando birlikleri köyün çevresini sardılar. Sabah saat altı sıralarında kuşatılmışlardı; "teslim ol" çağrıları yapılmaya başlandı.

"BİZ BURAYA DÖNMEYE DEĞİL, ÖLMEYE GELDİK!"
THKP-C ve THKO gerillaları, "Teslim ol" çağrılarına Mahir'in işte bu tarihsel sözüyle cevap verdiler.
Düşman ateş etmeye başladığında da asla düşünmediler teslim olmayı. Ateşe ateşle karşılık verdiler. Düşman ateşi altında ilk Mahir şehit düştü. Gerillalar önderlerinin şehit düşmesi karşısında en ufak bir kararsızlığa kapılmadan çatışmayı sürdürdüler. Düşman koşulları yerine getirmemişti; bu nedenle İngiliz ajanlar da cezalandırıldı.
Çatışma sona erdiğinde 8 THKP-C ve iki THKO gerillası şehit düşmüştü. Şehit düşmüşler ama Kızıldere'de bir destan yazmışlardı. Bu destan işte o günden sonra Türkiye Devriminin Manifestosu oldu. '74'ten sonra THKP-C'nin mirasına sahip çıkanlar, savaşı "Kızıldere Manifestosu Yolunda İleri" sloganıyla sürdüreceklerdi.




"Devrim yolu engebelidir, dolambaçlıdır, sarptır. Kurtuluş Bayrağı bu yolu tırmanan gerillaların birbirlerine iletmesi ile oligarşinin burcuna dikilecektir. Her engelde düşen gerillaların gövdesi bir devrim fırtınası yaratır. Her düşen gerillanın kanı devrim yolunu kızıllaştırır, aydınlatır. Düşenler geride kalmazlar. Onlar emekçi halkın kalbinde, ruhunda ve bilincinde, devrimin önder ve itici sembolleri olarak yaşarlar. Düşenler devrim için, devrim yolunda vuruşarak düştüler. Kalbimize, ruhumuza ve bilincimize gömüldüler.
Onlar kurtuluşa kadar savaş şiarını, devrim yoluna kanları ile yazdılar. Yolumuz bu yolda düşenlerin yoludur.
KURTULUŞA KADAR SAVAŞ" (Mahir Çayan)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
adalı
Test-Mod
Test-Mod
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 325
Nerden : 6 Mayıs 1972 tarihinden
Kayıt tarihi : 22/04/08

MesajKonu: Geri: Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu   C.tesi Mayıs 03, 2008 11:40 pm

arkadaşım yanlış yere açmışsın
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
tuche
Gözdemiz
Gözdemiz
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 84
Nerden : samsun
Meslek : öğrenci
Kayıt tarihi : 30/04/08

MesajKonu: Geri: Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu   Paz Mayıs 04, 2008 8:03 pm

benmi?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
adalı
Test-Mod
Test-Mod
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 325
Nerden : 6 Mayıs 1972 tarihinden
Kayıt tarihi : 22/04/08

MesajKonu: Geri: Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu   Paz Mayıs 04, 2008 8:45 pm

evet.türkiye halk kurtluluş cephesi başlığına koymalıydın.thko ile thkp-c farklı örgütlerdi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Devrmici_Deniz
Moderatör
Moderatör
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 426
Yaş : 23
Nerden : Tam Bağımsız Türkiye'den
Meslek : Devrimci Öğrenci
Kayıt tarihi : 20/04/08

MesajKonu: Geri: Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu   Perş. Haz. 12, 2008 2:37 pm

Paylaşım için teşekkürler...

_________________
Düşünüyorum, öyleyse beni de vurun!..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Kılıçarslan`da Halk Eğitim Kursu Sonunda Kuaför Olan Gençler
» Türkiye Şiirleri
» Jensen Ackles'in yeni yapımı.....
» Bilinçli İslam düşmanlarının Bilinçsiz Halkımıza Öğrettikler
» Türkiye'nin en zengin ilk 100 ailesi

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Siyaset :: Devrimci Örgütler-
Buraya geçin: